meltem kansu
-
Fasulye yahut Pasul

Uçaktan iner inmez ciğerlerimize dolan hava yabancıydı ama açlığımız fazlasıyla yerliydi. İlk işimiz, o tanıdık fırın kokusunu takip etmek oldu. Adına açma demeseler de tadı damağımızda aynı yere dokunan o hamur işiyle bastırdık açlığımızı. Sonrası ise yokuş… Hostele giden yol, bakımsız mahallelerin arasından, ciğerlerimizi zorlayan bir diklikle yükseliyordu. Gece çarpık çurpuk Arnavut kaldırımlı yokuşları… Continue reading
-
Kinoa Tadında Hayat

Melis, alarm çalmadan 3 dakika önce, sirkadiyen ritmine göre ayarlı akıllı yastığının titremesiyle uyandı. Gözünü açar açmaz tavana değil, bileğindeki akıllı saatin ekranına baktı: ‘’Uyku kalitesi %94. Derin uyku 12 dakika eksik. Lanet olsun, dün geceki magnezyum sitrat yetmemiş.’’ Yataktan kalkmadı, yuvarlandı. Çünkü sabah omurgasını şoka uğratmak kortizol seviyesini artırabilirdi. Başucundaki Stanley’inden su içti. Hemen… Continue reading
-
Envanter No: 742

Sabahın köründe, ‘’Estetik Uyum Cihazı’’nın o metalik, suçlayıcı sivrisinekvari vızıltısıyla uyandım. Gözlerimi açmadan elimi komodine attım ve günün bültenini okuyan o soğuk, sentetik sesi dinledim. ‘’Günaydın 742, Instagramlanabilir yüz endeksin %14 düşüşte. Bugün, Keskin Çene Salısı. TikTok Bakanlığı’nın 894 sayılı kararnamesine göre, çene ucu ile kulak memesi arasındaki açı bugünden itibaren tam 45 derece… Continue reading
-
Bir “Performans Sanatı” Olarak Kadınlık

Her yıl 8 Mart yaklaştığında etrafı bir “zarafet” ve “kutsallık” güzellemesi kaplıyor. Kadınlara çiçekler veriliyor, “narin” oldukları hatırlatılıyor, “yuvayı yapan dişi kuş” oldukları için teşekkür ediliyor. Oysa kadınlar günü, bir varoluş mücadelesinin, emeğin ve “ben de buradayım” demenin tarihsel yankısıdır. Toplumun idealize ettiği sessiz, sakin, uyumlu, fedakâr, her şeye yetişen makbul kadın, bir birey değil,… Continue reading
