kültür ve sanat içerikleri


Deli Şahsına Münhasır

Michel Foucault, Deliliğin Tarihi‘nde deliliğin aslında toplumsal bir inşa olduğunu, toplumun akıllı olanı tanımlayabilmek için deli olana ihtiyaç duyduğunu söyler.

Bence toplum, kendi çelişkilerini taşıyamayacak kadar ağırlaştığında, bu yükü en hassas bireylerin sırtına yükler. O bireyler zamanla çatlar ve o çatlaklardan ‘’delilik’’ sızar. Elinde bir tas çamur ile dolaşan, o bunun ismine çorba adını verir, tütün sarmak için Arap kağıdı isterken tüketim kültürünü eleştiren bir ‘’deli’’, aslında deliliğin en saf tanımını yapar: Uyumsuzluk. Toplum, bireylerden tutarlı bir performans bekler. Sabah uyanmalı, üretmeli, tüketmeli ve sınırları ihlal etmemeliyizdir.

Ancak ‘’deli’’ kişi, birçok benlik inşa etmenin güzelliğinden bahsederken, aslında modern insanın en büyük trajedisine parmak basar: Tek bir kimliğe hapsolmak.

Bizler, ‘’akıllı’’ kalabilmek için parçalarımızı gizleriz. O ise gizlemez. Bir an entelektüel bir eleştirmen, bir an pragmatik bir göçmen, bir an ise üşüyen bir memelidir. Onun deliliği, bizim bastırdıklarımızın toplamıdır. Toplumun bireyi delirtmesi de insana ‘’ya tek bir parça ol ya da hiç ol’’ dayatmasındandır. ‘’Deli’’ kişi ise hepsi olmayı seçer.

Bizler, kulaklarımızda kulaklıklar, gözlerimizde ekranlar, görünmez fanuslar içinde yaşayan bireyleriz. ‘’Deli’’ ise bu fanusları kırmak ister. Çorbasını paylaşmak istemesi, tanımadığı birine evlilik teklif etmesi, rastgele birilerine fikir sorması… Bunların hepsi, parçalanmış toplumda bir “biz” olma çabasıdır.

Toplumsal sözleşme bize ‘’Üşüsen bile belli etme, dik dur, saygın görün!’’ der. Oysa biyoloji ‘’Hareket et, ısın’’, der. Delilik, bazen toplumsal ayıbı reddedip biyolojik gerçeğe dönmektir. ‘’Deli’’nin, üşüdüğünde yere yatıp şınav çekmesi, absürt görünse de, fizyolojik olarak en mantıklı eylemdir. Toplum bizi, ‘’elalem ne der’’ korkusuyla dondururken; ‘’deli’’, yargılanma korkusunu yitirdiği için ısınma özgürlüğüne kavuşmuştur.

‘’Deli’’nin yüzüne sürdüğü kına, aslında hepimizin takmak zorunda kaldığı o görünmez maskelerin, görünür ve grotesk bir halidir. Ona baktığımda gördüğüm şey, ‘’hasta bir zihin’’ değil; toplumun ‘’normal’’ tanımının altında ezilmiş, parçalanmış ama her parçasıyla hayatta kalmaya çalışan çıplak bir insan gerçeğidir.

Sanırım ben de ‘’deli’’ ile delirmek arzusu duyuyorum zaman zaman. Sabahın köründe uyanmak, derslere girmek, vizelerden geçmeye çabalamak, geleceği düşünmek, kira ödemek, ve mantıklı cümleler kurmak zorundayız; zira zihinlerimiz, toplumun ördüğü tellerle çevrili.

‘’Deli’’ ise yere yattığında ‘’Kıyafetim kirlenir mi?’’ diye düşünmez. ‘’Deli’’nin zihni, bizim korkularımızın çok ötesine geçmiştir. Hissettiğim arzu, belki de aklın ağır yükünü omuzlarımdan atıp, sadece var olmanın hafifliğine duyduğum özlemdir.



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin