İngiltere’de Büyük Dönüşüm sırasında, ilk defa insan emeğinin yeri makineler ile doldurulmaya başlandığında zaten süregelen bir değişimin hızlandırıcısı olan “teknoloji”, şimdi de yeni bir dönüşümün yine bir hızlandırıcısı olarak karşımıza çıkıyor.
Hatırla serflerin lordları için çalışmakta olduğu zamanları, hatırla mülkiyetin çok daha az kişi elinde toplandığı zamanları (tabii ki de bugünü kastetmiyorum, yani belki). Bu zamanlar elbette ki makineleşme ve sanayi devrimi ile başlamadı. Belki de “çitleme(enclosure)” döneminin ilk tohumlarını attığı bu dönüşüm, makineler sayesinde hız kazandı. Önceden olan neydi? Çiftçi kendi ekinini eker biçer, kendine ve feodal beyine vereceği vergiye yetecek kadar üretim yapardı. Aynı şekilde başka meslek erbabı da bunu küçük çevresine yetecek kadar gerçekleştirirdi. İşin içerisinde aşırı bir üretim fazlası ve dolayısıyla kâr maksimizasyonu yoktu. Hatta öyle ki belki bu fazlalığı etrafına satmak mümkün olmadığı için zayi olan birtakım ürünler olarak bile görüyor olabilirdi. Bir düşün; ne kadar tuhaf, fazlalığın zarar olarak görüldüğü bir dünya bize çok yabancı, çok ters. İçemeyecek bile olsan venti boy almanın daha kârlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz sonuçta.
Peki bu denge nasıl değişti? Tüccarların, toprak beylerinden daha da çok kazanmaya başladığı zamanlarda bu bir problem haline gelmeye başladı. Tüccar zaten her zaman biraz sinsi, böyle ufak tefek boyda üçkâğıtçı adam olarak resmedilmez mi? Karşısında asil, onurlu, savaşçı bir bey düşün; bu adamın tüccar denen kişiden daha az parası, hâliyle de daha az gücü vardı. Bu durum toprak beylerini de tüccarlığa itti ve bu sayede İngiltere’de zaten var olan çitleme dönemi yeni bir anlam kazandı. Artık herkes ileride üretim alanı olacak çiftliklerini ve arazilerini çevrelemeye kendisi başlamıştı. Bu da tahmin edilebileceği üzere bugünkü anlamda “sermaye”nin oluşumunun temelleriydi. sonuç olarak üretim ilişkileri değişti, dönüşüm gerçekleşti ve şu an “kapitalizm” dediğimiz tutum ortaya çıktı: Kâr maksimizasyonu…
Dünyanın içerisinde bulunduğu durumdan çok da memnun olduğumu söyleyemem ve hatta söylememeliyiz de. Bir şeylerin değişmesi gerektiğine dair inancımız tam. İlişkiler, üretim modelleri, kâr çılgınlığı, masumca olan her şeyin ma’dumca görüldüğü… elbette ki bu saatten sonra geriye dönmek bir çözüm değil. Ya da belki “bırakalım onlar ‘kapitalist’ olsunlar, biz iyi olalım” (burada kapitalizm ile iyiliği birbirinin tam zıddına koyduğumun farkındayım) gibi düşünmenin faydadan çok zarar getireceği oyun teorisince aşikar. Biz bıraktığımızda birileri illaki bu çılgınlığı devam ettirecek ve bize “kazık atacak”. Buna izin veremeyiz. Yani bu düzeni geriye döndüremiyorsak, yeteri kadar ileri gittiğimiz durumda bir şeyleri değiştireceğizdir.
Peki öyleyse yapılması gereken ne?
Yapılması gereken tıpkı bu çarkın makineler adlı katalizörlerle hızlandırılarak önümüze sunulması gibi, “yapay zeka” adlı bir katalizörle daha da hızlandırılıp bir sonraki aşamaya geçilmesi. Burada önemli olan iki soru var: İlki neyin hızlandırılacağı; yani sonuçta ilk aşamada makinelerin hızlandırdığı bir tutumun ortaya çıkış hikâyesi vardı: Yerine neyi koymalıyız? İkincisi ise kimin hızlandıracağı. Öncelikle buradaki yapay zeka ifadesini sadece günlük hayatta kullandığımız chatbot’lar olarak düşünmemek lazım. Bir dağılıma bağlı kalarak istatistiksel çıkarım yapan her modele yapay zeka modeli diyebiliriz. Doğası gereği bu modeller yanlış yapmaya deterministik algoritmalardan çok daha meyilli ama bize bu esnekliği veren de zaten bu kararsız yapıları. Bu kararsız yapıları, onların insan ikamesi olabilmesine olanak sağlayan yegâne şey.
İlk soruya dönecek olursak, emeğe çok daha az ihtiyacın kalacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz; yani üzerinden kazanç elde edilebilecek insanların daha da azalacağını söyleyebiliriz. Öyle ya da böyle madenlerde, ağır işlerin yapıldığı yerlerde yapay zeka destekli makineler kullanmak, bir sürü insan kullanmaktan daha kârlı olduğu anda “insan sömürüsü” bitecek. Elbette ki bu, ‘insanları çok güzel güneşli günler bekliyor, az daha dayanın’ gibi bir saçmalık değil. Esasen bu bizi ikinci soruya getirecek olan şey, bu dönüşümü kimin hızlandıracağı. Fazlaca taraflı davranarak, bu dönüşüm halihazırdaki “vicdansız kapitalistler” tarafından gerçekleştirilecekse (ki öyle duruyor), bizi daha güneşli değil, daha karanlık günler bekliyor. Ama eğer bu dönüşüm biraz daha insaflı olan “bizler” tarafından gerçekleştirilebilecekse, işte o zaman bunun anlamı gerçekten de bizi daha güneşli günlerin beklediğine yorulabilir.
Bu noktada sadece yapay zeka değil, beraberinde gelişen üretim teknikleri de bir sonraki aşamaya geçmemiz konusunda bize çok yardımcı olabilir. Yani kabaca özet şu: Sanayiler, fabrikalar üretimi “elimizden” aldılar ve bize karşılığında refah sundular (insan onuru olmayan bir refah, -kot pantolon giymeyeceksem bildiğim ingilizceyi unutmaya razıyım- türü bu). Elbette ki “hadi tekrar eskiye dönelim ve kâr hırsını bitirelim!” makul bir istek ve çözüm değil. Teknolojide yeterince ileri gidebilirsek üretim ilişkilerinde “geçmişe” gidebiliriz diyorum sadece. Düşün, üretimin o kadar ileri seviyede yapıldığı bir durum ki kendi kendine belirli ihtiyaçlarını üretebilecek seviyedesin (evet, bu noktada kendimi fütürist yılmaz gibi hissediyorum). Refah mecburiyeti içerisinde onurunu takaslamanın gerekmediği bir noktadan bahsediyorum.
İşte tam da bu yüzden, şu an büyük yapay zeka şirketlerinin çoğu açık kaynak model yayımlamayı durdurmaya başlamışken tehlikenin farkına varmalıyız. Bunun daha ileri seviyelerinde belki halihazırda kullandığımız çok daha başarılı GPT 5.4, Claude 4.6, Gemini 3 gibi modeller de daha ulaşılamaz seviyelere çekilebilir. Bunu kabullenmememiz lazım. Buna “demokratik yapay zeka” demek istemiyorum çünkü demokrasi kelimesinin başka bir anlam taşıdığını düşünüyorum. “Özgür yapay zeka” bizi gerçekten de özgür kılabilecek gelişmelerden biri olabilir. Tabii kendisi de “özgür” olduğu müddetçe.
Neden Yapay Zeka ile Uğraşmalıyız? Bir Deneme


Yorum bırakın