I - yıkım yoluyla yaratım
çokça sakınılmış anagram ilki: birinci kıyım
alt tonlarıyla şefkatin, bastırılan güç azmi
hassas bir dengenin en önde sönümlenmesi
bir üstünlük çizelgesine duyulan varsayım
çoklarca korkulmuş bir diğeri: ikinci yıkım
maddi olana, atfedilip durduğu dağ taşa tehdit
altıncı duvar altında kalmaya değil mütereddit
ancak ondan doğacağına inanılan yaratım
II - kölelerin egemenliği
bir yerlerde çalan sirenler
haberleri ancak kıyılmış, çoktan yıkılmıştan
oysa yaşayanlar bilirler
ancak küller ayıklanabilir bir avuç talaştan
ve bu sirenlerin telaşından savrulan rutinin
çetin sükuneti bahseder gizil bir anlaşmadan
kopmuş, ölü bir parmakla imzalanandan
iskeleti çürük binaları yıktıran hemfikriyet
mevzubahis insanken sezdiğinde art niyet
basit bir gerçekliği görmek gerek:
benliğini parça parça yerken alınan eşsiz lezzet
kıymaya kıyamadıkları canına, ağız dolusu hasret
kahrın mayhoşluğuna ulaşılır iken,
kurtlu bir beden hangi dile gerek?
III - mensubiyet
parçalanırken uzuvların, her diş geçici bir imza
büyükten küçüğe dengesi işlenirken doğanın
ancak hayatta kalanda aranır rıza
ki ölen doğabilsin... bağlanabilsin
hisset...
kendi halinde ancak
üç günü kalmış tendonlarının
birbirinden kopmamak için
verdikleri sessiz savaşı
ve kaçınılmaz sonlarının
anlamsız çırpınışı
dinle...
küçük, karemsi kemikler arası
katlanmayan uzun uzuvların
katlanılmaz çatırtısı
ve eşliğinde bir ırmağın
her şeyi arındıran şakırtısı
evin gayriihtiyari hizmetçisine
- ki ihtiyarlasa bile anadır -
emanet edilen kirli giysiler gibi
sessiz sorgusuz arındırır,
günahlarını katlar verir efendisine
rahiyası ile pişebilsinler diye
izle...
henüz el değmemiş bir masumiyet ağacının
gölgesinin yetiştirdiği, dipdiri bir fidan
büyümek ister, görmek dünyayı
bir yaşanmışlığın azaplı gölgesine,
yakarışlarına kulak asmadan
beni ölüme çeken doğa entropisi
ölsem de gamsız
bir kere bağlanmış
bırakmıyor da arsız...
ama sonsuza dek haksız
IV - NOXBX9701040
Ekzosferin son katmanlarında, insanoğlunun sınırını gelişigüzel çizdiği bir yerde, aslında pek azının bildiği, doğa ile fizik arasında bir gümrük noktası vardır. Bize göre üç boyutlu olması gereken bir nokta, anlayamayacağımız bir başka bakış açısından tek boyuta indirgenebileceği için, bire üçe takılmak an itibariyle anlamsızdır. İnsanlığın mitlerle asgari düzeyde farkında olduğu bu iç-dış hiyerarşisi, referans noktasının dünya ötesi olduğu bir durumda, bir deney ve gözlem noktası olan dünyada işleyen bir laboratuvar şart ve ortam kümesini işaret eder. Denen odur ki, bütün evrende aynı kökenden gelen açıklamalarla ilerleyen işleyişin hükmü, mevzubahis sınır aşıldıktan sonra bir yaratım stajyeri olan doğaya bırakılmış, ve fiziksel aksiyomların ancak rehberlik görevi gördüğü bu düzenekte işlerin çığrından biraz çıkması beklenmiştir. Ne kadar heyecan verici, değil mi?
Bu durumu maceracı bir diskurla yorumlamak mümkünken, işin talepkar tarafı genelde göz ardı edilmektedir. Tanrının sopası yoktur, çünkü onu dünyada kullanmak üzere doğa çalmıştır - ve bu sopayı oldukça verimsiz, ve umarsız şekillerde sağa sola sallamaktadır. Doğanın gelişigüzelliğinde anlamlı örüntüler mevcut olsa da, dünya merkezli bilimsel bakışta merakın ve felsefenin özü unutulmuş, ve semptomlar, bir karakter tahlilinde kullanılmak yerine davranışsal kalıplara oturtulmuştur. Oysaki, tek boyutlu gümrüğün ötesinde dönen keyfi yolsuzlukları bilseler, insanlar görünüşlerin arkasında gizlenmeye bile tenezzül etmeyen saf, ama kaotik kötülük imgelerini kabul etmeye daha yatkın olurlardı. Belki o zaman, yaşam ile inatlaşmayı bırakıp, doğayı kendi oyuncaklarını elinden almakla tehdit ederlerdi. Nüfusunun çoğunu kara gözlülerin oluşturduğu bu güruhun, nesneden aktarma yoluyla edinmesi gereken bu erdemi henüz kazanmamış olması, muhtemelen görünmeyen gümrük memurlarını düzenli olarak acıyan kahkahalara sevk ediyordur.
V - meşum
zigotun rahme tutunduğu yerde
garip bir cisim var.
yoklasan, derinin her santimini sıkıştırsan
yine atıl gelmeyecek sana
inandığına inandığın, bildiğini bildiğin
şeylerin kaynağından çıkmadığını
bilmediğini
bilmiyorsun, henüz
kerameti gizlenmiş şüphede
büyük bir fayda var.
yok saysan, aksiyomik balonları patlatsan
yine huzur vermeyecek sana
sandığını sandığın, onayladığını onayladığın
şeylerde bir bit yeniği olduğunu
hissettiğini
hissediyorsun, şu an
senden olmayanla baş etmek kolay,
arayı açtığında bir kılıç mesafesi
hamlende kalmaz merhamet esamesi
ancak, düşman sinsi bir uzantıysa
ve attıysa temelini senden beriye
emanetini taşıdığın bu bedene
tuttuğun o çekingenlik emaresi var ya,
kılıcı kından çekilmemiş henüz,
ama acıyorsun...
ölüyorsun, şu an
an kaybetmeden, kan kaybından
sinsice, henüz sızdığın bedenden
sızıp gidiyorsun, şu an
VI - ırkla savaş halinde
kan! kan!
ilahi öfkeden doğmuş haklı gazap
savaş yarası içinde savaşçı iltihap
iç!..güdü!..
bitap... bir savaşçının kaybettiği
hissiyatın kızıl parlayan merhemi
VII - değersiz bir rüya
ufak yatağımızdan taşmakta iken
üstümde senle doluyorum... yeniden
uykuyla başlayıp, yine uykuyla bittiğinde
ve her kalkışımda beni geri çektiğinde
doğuyorum... yine ben
baştan aşağı bir arzu simülatörü
ve aküsü bitmeyen usul elektrik akımları
seğirten parmakların beni çekimi,
uzak boyutlara... değersiz bir rüyaya
kendiliğinde bulunmayan ehemmiyet
bir kaynaktan sana aktarıldığında
pek tabii hakkın bir geçmiş sorgusu
her iğne tatlı soslara bulandığında
bulutlar üstünde öylece ben,
ve hayatıma hiyerarş bir sen
ne yaşamlar eskitsem de...
varılmayacak bir dünya
değersiz bir rüya
benim için en değerlinin
yergimden muaf değerleri
her celladı yargıladığında
beyinkesen giyotin altında
değersiz bir rüya
gözlerim kapalıyken gördüğüm...
senle iç içe geçmiş kördüğüm
kendinin kurdu olan kişinin
kurduğu dünya senin olduğunda
ve tuhaf bir hayatın
şaşırtıcı basitlikte istençleri
bir gerçeklik kazandığında
kapalı gözler arkasında tek kalan
değersiz bir rüya
kulaktan duyma bir tasvir
hassas bir kalbe dolduğunda
ve ben, değer atfettiğim
bütün gerçekliği unuttuğumda
bir seni isterim yanımda, uğruna
kendimi değişmeyeceğim bir dünya
senin için,
değersiz bir rüya
VIII - stigya narkozu
Uyuşuk uyluk uzuvlarının uyuşturulduğu, uyku kenarında kaytaran bir kuyumcunun altın kuyusu kuytusu altında uyut beni. Uykumda öyle izbe bir yer olsun ki düşleyeceğim, iz bırakmadan kaybolabileyim, belirmeden yüzeye zuhur edebileyim, ve düştüğüm uçurumlardan, uçarak yükseleyim. Taşınmanın telaşından, taşkalasından uzakta, aşındırdığım yamacın taş kalasından atlayayım, ve sektirmeden her ay doğumunda, doğmadan önce siktir ettiğim, alaya aldığım ayları, her alımda alımına delalet sayayım, ve adaletini sağlayayım.
-------------------------------
Yalın bir sahilin kavruk nefesi, neresi nailse halis meşeden oyma kovuğa, oraya kovacaktı neşesini. Bir yığın kumsala yığılıp kalan sorunsallar, şişeler biriktikçe açacaktı birikmişlerin düğümünü, vesilesiyle vuslatın, iki delişmenin düğününü. Kopuk bir mayışma saracaktı deniz köpüğünü, çiy kepeğini; bendenizi izlemeye alışmayan, çiğ bir melteme sarılacaktı gecenin gecikmiş özlemi. Arasına umarsızca konumlandığım kolların zararsızca aralanırken, tam aramıza konuşlanmış, aranan konuşmalar saklanacaktı, bizden bile sakındığımız saklı bahçemizde.
IX - maddeden geçerek
adı konmamış bir arzuhalin sımsıcak formu
istemsiz yükselip alçalıyor, ortak bir nefes
duyumsanan kehribar kokusu, okyanustan
içlerimizin doyumu kâh ateşten, kâh buzdan
yumuşacık duvarlara nakşolmuş antik yazıtlar
yuvalanmak istediğime taban tabana zıtlar
hani, bir düğümden bahsetmiştim
doğa ile fiziği birbirinden ayıran
bu son nefes oraya üflendiğinde
tatmin olacak gerçeği kırk yaran
ancak sorun şu ki,
bu yükselip alçalmalar daimi
ve aldığım her nefes ile
inip kalkıyor dünyanın rahmi
soluklanmaktaki bedeni
zayıflayarak lavların ritmi
soğuklanmakta yeraltı kavmi
önce buzdan, uzun yıllarca
sonra bizden olmak kaderi
ya batacak, ya çıkacağız denir hani
biz hem batacak, hem çıkacak
faniyetimizi,
ilahsız kumara bağlayacağız
mesele, basit bir öncelik sırası:
diplere mi dalacak etten acı, feryat furyası
gökleri mi delecek astersoid, kömür karası
C.
cadının cazibesi cedit, cansiparane
cesaretiyle cebelleşme cehaleti
cenap cemaatin cürümsel cüreti
cebren cereyan, ceberut cephane...
cesedimin cüssesi, cenazeden cülus
cinsimin cizyesiyse, cerahatte cinas
Yorum bırakın