kültür ve sanat içerikleri


İdeal Devlet

ideal devlet

Colorado’nun kesin ve kızgın kumlarından, alabildiğina uzanan kısır dağlarından ve de suratsız insanlarından utana sıkıla yürüyorduk. Ben ve benim gibi daha 56 kişinin bu bahtsız ama umut dolu, korkulu ama cesaretli yolculuğu başlayalı yüz saat geçmişti. Zorluklara rağmen insanlıktan kaçıp bir köy kurma ümidiyle yollara düşen bu kabile, yani biz, bir dakika olsun umutsuzluğa kapılmamıştık. Yapacağımız tek bir yapı, tek bir sistem vardı: ideal devlet.

İdeal devlet hepimiz için çocuk oyuncağıydı. Çok basitti ve yıllarca aramızda bunun nasıl yapılacağını tartışmaktan bıkmıştık, fakat insanlık boka batmaktan bıkmamıştı. Dünyayı etkisi altına alan huzursuzluk, meymenetsizlik, memnuniyetsizlik ve vurdumduymazlığın bütün kaynağı bu çarpık toplum yapısı, devletleşme ve de sınırlar olmuştu. Metrolardaki çatık kaşlı insanlar, asansörlerin buruşmuş kabloları ve de çekmeyen antenler… Hepsinin müsebbipleri: Cebine cep katan milyarderler, ve buna karşı çıkmayan aptallar ordusuydu. Biz ise tüm bu saçmalıkları ardımızda bırakıp, New York’tan yüzlerce kilometre ötesine, devletin ve insanların bizi bulamayacağı bir arsa arayışı içinde yollara koyulduk. Ben, George, Ferdinant ve de 53 tane pırlanta gibi insan daha.

George ve ben de aynı cümlede geçtiğimize göre bu sürekli öfkeli ve tezparlayan adamdan bahsetmemek olmaz. Belki düşünmemek olur, ama bahsetmemek olmaz. Bu adam, aslen New York’ta kapı tamir edermiş. En azından kendi dilinden bunları duyduk. Sömürülmekten ve az maaş verilmesinden bıkıp yeni bir iş arayışına girmişken, LinkedIn’de bizim ilanımıza denk gelmiş: “İdeal Devlet şirketinde Tamirci”. Ve başvurmuş.
Evet, şaşırdığınıza göre, doğru duydunuz. İnsan zaten doğru duymazsa şaşırmazmış. LinkedIn’den açtığımız 52 ilana 52 kişiyi aldık. Bu 52 kişiyi de özenle belirledik: Doktor, mühendis, çiftçi, eskort, öğretmen… Bütün bu meslekler ile bir bütün olup yeni bir toplum inşa etmek, birbirlerine bağlı değil de birbirleriyle güçlenen bir yapı kurmak tek hedefimizdi. Ve çok da uzun sürmeyen mülakat süreçlerinden sonra, işte buradayız. Yeni bulduğumuz, kimsenin gelmeyeceğinden emin olduğumuz arsamıza topluluğumuzu yığıyoruz.

Yol boyunca Ferdinant ile gerek tarih, gerek felsefe, gerek coğrafi yapılar, gerekse de rüzgar tipleri olmak üzere yüzlerce şey konuştuk. Sevgili kocam, kocacık sevgilim, kocaman sevgilim, sevecen kocacığım George ise en arkada, tüm kabilenin sağ salim hareket edebilmesi ve olası bir saldırıya karşı teyakkuzda olabilmeleri için koruma görevini üstleniyordu. Ben ve Ferdinant da en önde mutlu mesut sohbet, muhabbet ve neşe içerisindeydik. İçim ona çok ısındı, zaten kabileye dahil olur olmaz da herkesten farklı olduğuna dair bir intiba bırakmıştı. Bir kere, tüm tişörtleri ters giyerdi. Yaka kısmı hep ensesine denk gelir, boğazı kapalı gezerdi. Sebebini de bize hiç söylemedi.

Herkes çadırını kurdu, ben de Ferdinant’ın yardımları sayesinde kurabildim. Onunla daha çok vakit geçirmek niyetindeydim, fakat akşam kocacık biriciğim George, herkesin çadırına yardım etmiş şekilde gelip koynuma giren kişi olacaktı. Tıpkı Ferdinant’ın o suratsız Nadide’nin koynuna gireceği gibi. Ama ondan önce Kurallar Toplantısı vardı ve mikrofon canım sevgilim George’daydı:

“Merhaba dostdaşlar, hepimiz bu yöreye hoş geldik! Burada huzur var! Burada uhuvvet var! Burada kalleşlik yok! Para yok! Çıkar yok! Riya yok! Sadece dostane ilişkiler ve alışverişler var. İşte sınırlarımız:

  1. Herkes kendi sevdiği mesleğini yapacak. Günde maksimum beş ya da altı saat çalışacak, ürettiği tüm malları da o gün iş çıkışında ona talep gösteren herkese, bedelsiz bir şekilde verecektir.
  2. Kimse ihtiyacından fazlasını kimseden istemeyecektir. Unutmayın, istekler de birer ihtiyaçtır!
  3. İş çıkışları aile ile vakit geçirmenin yanında, akşam vakitleri saat 8-9 arasında cima-i umumi etkinliğimiz gerçekleşecektir. Herkes dilediği, arzuladığı herkesle birliktelik yaşayacaktır. Gönüllere bulaşılmayacak, arzulara karşılık verilecektir. Eski toplumdaki anormal ahlaki normlar burada yoktur!
  4. Devamında ise oyunlar oynanacak, danslar edilecek, yemekler yenecektir. Felsefe yapılacak, tarih mütalaa edilecek ve yaşamın manası üzerinde düşünceler toplanacaktır.
  5. Gün tamamlanmadan da toplu bir şekilde yaşama şükredilecektir. Birbirimize karşı güvenlerimiz tazelenecek, ve de şikayetlerimiz dile getirilecektir.
  6. Dileyen dilediği müesseseden hizmet alabilecek, hizmet verebilecektir. Örneğin; hasta olan, doktor Salim Bey’e, aç olan, Aşçı Lamine Hanım’a gidecek ve hizmetini alacaktır. Burada devlet de biziz hükümet de.

Bu bildirgeden sonra herkes evlerine dağıldı. George ile ben yeni bir devlet kurmanın heyecanıyla fazla sıcacık yatağımıza girdik ve gözlerimizi kapattık. Fakat o günden sonra hiçbir şey beklediğimiz gibi olmadı. İlk günlerde bütün plan tıkır tıkır işlemeye başladı. Herkes istediği gibi besleniyor, hizmet alıyor, dilediği hobileri dilediği yerde sergileyebiliyordu. Meydanın en elverişli yerine kurulan umumhanede dahi eskort Sitayiş abla işini pek bir keyifle yapıyor, erkekler onu sömürmüyordu. Eşi-sevgilisi olmayan seks ihtiyacını ya ondan, ya da dilediği kadına sorarak gideriyordu. Tıpkı yoğurt ihtiyacı için yoğurtçuya gitmesi gibi. Ferdinant ise her zamanki çatık kaşı ile bu kabilenin en sert delikanlısı rolünü layıkıyla yerine getiriyor, yüzüme bilerek bakmayarak beni daha da kendisine çekiyordu.

İki hafta sonra kabile arasındaki üç kişinin kendi arasında ittifakta anlaşıp, bir iki hizmeti suistimal etmeye çalıştıkları ortaya çıktı. Bunu George ve çatık kaşlı, kırışık suratlı Ferdinant çok sert karşıladı. Henüz kanun kitabı diye bir şey olmadığı için ne yapacaklarını bilemediler. Tüm kabileyi toplayıp herkesin önünde onlara yaptıkları şeyi itiraf ettirdikten sonra, “Bir daha böyle bir şey yapan olursa meydanda kellesi alınacaktır!” diye de bir cezaya imza attılar. O günden sonra kimse bu işe kalkışmadı, fakat şimdi de, asıl sorun olan gönül ilişkileri başlamıştı.

Her akşam yapılan seks partisine gidenler eşlerini kıskanıyorlar, onları paylaşmak istemiyorlardı, fakat bu kıskandıkları eşlerinin başkalarını arzulamalarına engel olmuyordu. Yine de bu partiye gidiyorlar ve kurallar gereği neyse onu yapıyorlardı. Ek olarak, kimi erkekler bazı kadınları ya da kimi kadınlar bazı erkekleri epey hor kullanıyorlardı. Bu ilk başlarda sorun olmasa da, sonraki dönemlerde aile içi ilişkilerde çatlamalara yol açtı ve her gece kabilenin muhtelif yerlerinden kavga sesleri duyulmaya başlandı. Bunun önünü kesmek için de gece vakti ses yapmamak yönünde yeni bir kanuna George ve Ferdinant imza attı.

Zaman zamanı kovaladı ve o arsanın nimetleri tükenmeye başlayınca, kabilenin erkekleri çevre arsalardan halka nimet getirmek üzere görevlendirildi. Bu kabilede herkes müsavi miktarda yemek yiyordu ve de spor yapıyordu. Lakin zaman içinde şişmanlaşan ve cılız kalan insanlara akıl sır erdirilememişti. Fakat elbette, çatık kaşlı Ferdinant bu işe bir el attı. Bu iki tane şişman adamı takip ettirdi ve onların gece vakitleri hırsızlık yaparak ekstra bir öğün daha yediklerini tespit etti. Ardından, hırsızlık yapmamak yönünde de bir kanuna imza atıldı.

Ortada pek çok kanun birikiyor, cezaları yememek için de halk bu kurallara riayet ediyordu. Ta ki tütün ürünlerinin açık alanlarda tüketilmesini yasaklayan kanun çıkana kadar. Bu kanun kabilede hiçbir karşılık bulmadığı gibi, çıkar çıkmaz da protesto edildi. Protestoyu geçerli saymayan George da kendisini kral ilan edip -evet krallık sistemini getirdi- bu protestocuların kabileden soğumasına yol açarak, onların yeni kabile kurma planları yapmasına olanak sağlamıştı.

Olayların patladığı gün ise yürümenin yasaklandığı gün oldu. Ferdinant, bazı hizmetler aksamaya başladığı için kabile içinde koşmayı zorunlu tutmuştu. Buna karşı çıkan Malul John, ki kendisi Maluliyet Kontenjanı kapsamında kabileye dahil olmuştu, tekerlekli sandalyesi ile bir isyan başlattı. Halktan karşılık alan bu isyan sonucunda George tahttan indirildi ve yerine Ferdinant getirildi. Tahta çıkan Ferdinant’ın ise ilk yapmak istediği şeyin benimle cinsel birliktelik yaşamak olduğu öğrenilince, ki kralın istediği kişiyle yatabilmesi 789. kanun ile güvence altına alınmıştı, buna karşı gelemeyen George işi yokuşa sürdü, isyan çıkardı ve devletin dinini İslam olarak değiştirdi. Anayasasının da 1921 TC Anayasası olması gerektiğine karar verdi. Buna bozulan halk ne tepki gösterebildi ne de itiraz. Birkaçının içindeki kaçıp yeni bir hür kabile kurma fikri dışında, umut vaat eden hiçbir fikir yoktu. Ne benim Ferdinant’a karşı rızam soruldu, ne de onun bana. Tek mecburiyetimiz, herkesin her gece yaptığı gibi nikahlı eşiyle yatağa girmek oldu.



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin