kültür ve sanat içerikleri


lüzumsuz bir adam: sokağa çıplak çıkma yasağı

Ben ya da insanlar, maddi ve manevi birikimleri nedeniyle seviliyorlar. Kültür seviyesi, kibarlığı veya dış görünüşü nedeniyle. Sizi seven bir insan düşünün, sokağa çıplak çıksanız ya da onunla benzer konularda benzer fikirlere sahip olmasanız da sizi sever miydi? Ya da örneğin birisi “seninle vakit geçirmeyi seviyorum”, “seni sadece seviyorum, nedeni yok” diyorsa; gerçekten öyle mi? Burnunuz olmasa da sizi sever miydi ya da bir gözünüz. Cinsel olarak yetersiz olsanız yanınızda ne kadar kalır? Ya da siz onun kalması için bahane üretebilir misiniz? Hani çok meşhur bir adamın çok meşhur bir çocuğu varmış ya, bir kızla tanışırken bütün servetini gizliyormuş. Ki böylece kız onu sadece “kendi” olduğu için sevsin. Bu pek manasız bir aksiyon, hayal, hıyel ve hülya. Adamın zaten bir serveti var ve kız bunun için de sevebilir, sevmesi makuldür. E tabi bu kaybolunca gitmesi de böylelikle makul olur. O zaman netice itibariyle, bir kişiyle bir ömür geçirmek bir hayli zor oluyor, ve bunun da neticesi olarak yaşlı çiftlerin pek çoğu artık birbirini sevmiyor, geriye sadece hayat arkadaşlığı, ev arkadaşlığı kalıyor. Artık ayrı odalarda uyuyorlar veya adam sadece eve aş getiriyor kadın da onu pişiriyor.

Boşanmak, ayrılmak da evlenmek kadar makul ve kutlanmalı. Ayrılık da mutsuzluğun karşılandığı gibi anormal karşılanmamalı. Ayrılan kişiler ayrıldıkları kişiyi çok sevdikleri için değil; anıları, yaşanmışlıkları ve konfor alanları olduğu için üzülmüyor mu? Ya da hakikaten benim gibi duygusuz insanlar mı dünyaya, ilişkilere bu kadar ruhsuz bakıyor? Ya da ben mi sürekli Seren’in etkisi altında düşünüyorum.

Orta yaş krizinin mantıklılığıyla ve yaşını almış kadınların “hayatımı boşa yaşamışım” hislerini benzer bir çizgide inceleyelim. Sevgilisi veya eşi olan bir insan yıllar içinde partnerinden ister istemez soğuyor. Evrimsel olarak da biyolojik olarak da psikolojik olarak da yıllarca seviştiğiniz bir insana karşı, eğer bir üretim gerçekleştirmediyseniz, soğuyorsunuz. Elbette eşinizseksüel bireyler olmadığınız için de çevredeki diğer eşiniz cinsiyetindeki insanlara ilginiz artıyor. Zaten hiç yok olmuyor, eşiniz o mu daha güzel ben mi diye sorduğunda, nasıl “tabii ki de sen, gözüm senden başkasını görmüyor” yalanını atıyor olsanız da bu ilgi hep oluyor. Ve etik, ahlaki olarak da onu aldatmıyorsunuz veya aldatanlar da bir ahlak suçu işleyerek, gerek saklayarak gerekse yakalanarak bu hislerini aksiyona geçiriyor.

Peki bir insan sırf cinsel dürtüsü olduğu için neden suçlanıyor? Ya da suçlanmaması gerekiyorsa da ben bir insanı öldürmek istediğim takdirde, onu öldürmemin meşruiyeti ortadan kalkıyor mu? Aldatmak kanunen suç değil fakat ayrılık sebebi, lakin canlı öldürmek suç. Demek istediğim şeyi doğru anlayın, herkes sevgilisinden daha güzel bir kadını ya da erkeği çekici buluyor ve bunu saklıyor, bu hissini bastırıyor çünkü eşiyle mutlu veya ayrılmak onun için mantıklı bir hamle olmayacak. Toplum bütünlüğü, aile saadeti, çocuğunun gelişimi; en önemlisi de halihazırda kendisini seven ve kendisinin de sevdiği bir insanla olan ilişkiyi sürdürmek için bu hislerini bastırıyor. Modern toplum, modern insan ve sokağa çıplak çıkma yasağı. İlkelliği mi savunuyorum, ya da giriş seviyesinde bir Avrupalı ya da Cihangirli tezlerine mi sahibim bilmiyorum ya da dünyanın, insanların tadına bakmaksızın tamamen tezler ve teoriler üzerine bir yaşam mı tahayyül ediyorum onu da bilmiyorum. Tek bildiğim şey hiçbir şey bilmediğim mi onu da bilmiyorum. Sadece yazıyorum. Aslında şimdi aklıma geldi, bunları savunmuyorum, sokakta çıplak insan istemem. Sevdiklerinizi de aldatmayın.

İlişkiler konusunda iki tane yolumuz var. Birisi mutluluğu, birisi memnuniyeti hedefliyor:

1) Perküsyonik İlişki (Bilimsel Adı: Penisilus Oryantalis)
Öncelikle şunu belirtmeliyim, her şeyden önce ilişkiden kastım, ilişkilerdir. Yani bir insanın duygusal ilişkilere bakışıdır. Perküsyonik ilişki tamamıyla insanın memnuniyetini hedefe almaktadır. Memnuniyet ile mutluluk arasındaki çizgiyi de tamamen kendi gluteal bölgemden sallıyorum. Mutluluk, malumunuz, görece düşük duygu durumundan görece yüksek duygu durumuna geçiş; memnuniyet ise düzenli görece yüksek duygu durumudur. Düzenli mutluluğun sonu overdozedan vefat, ya da değerbilmezlikten depresyon; düzenli memnuniyetin sonu da pek kişiye göre örnek bir yaşamdır.

Perküsyonik ilişki düzenli mutluluğu temsil etmektedir. Yani bir kişiyi kusurlarıyla beraber sevmektense, her kişiyi kısa vadelerle kusursuz bir şekilde sevmektir. Buna dilerseniz tek gecelik ilişkiler, dilerseniz her ilişkisi 3-5 ay süren insanlar, dilerseniz de her evliliği 4-6 yıl süren insanlar diyebilirsiniz. Ya kendisini rahatsız edici bir durumlar karşılaşana kadar ya da karşılaşacağını bildiği için tek seferlik vakit geçirmeye kabul olanlarda oluşmaktadır. Dakika/keyif oranına baktığınıza fevkaladedir, fakat bireyin yalnız başına geçirdiği vakit, diğer partnerleri kıyaslama eğilimi ve de zaman içinde hasar gören manevi hisler arttığı için genele vurduğumuzda epey ekside bir durumdadır. Bu durumdan tek kaçınma yolu ego veya narsizmdir. Biraz ya kendisinden tamamen memnun olmalı ve memnuniyetsizliğini kendini yücelterek, pek çok kişiyi kendisiyle beraber olamayacakmışçasına aşağıda görerek bu durumdan kaçabilir.

2) Konvansiyonel İlişki (Bilimsel Adı: Hayatul Müştehare)
Bu ilişki türümüzde ise daha önce de bahsettiğim gibi, birey başka bir yerde veya başka biriyle daha memnun bir hayat yaşayabileceği düşüncesinden arınıp, partnerini kusurlarıyla ve sorunlarıyla sevmesidir. Daha az mutluluk, daha az aksiyon ve ihtiras içeren bu ilişki türü; asla bir perküsyoncunun alabileceği mutluluğu alamayacağı gibi, her aklında “ya şöyle yapsaydım ne olurdu” düşünceleriyle yaşayacaktır. Fakat en nihayetinde, daha stabil bir mental ve ekonomik sağlığa sahip olacak, toplumun takdir ettiği bir hayat yaşayacaktır. Bu ilişkiden de tek kaçış yolu ego ya da narsizm gibi görünüyor. Öyle bir koşulda, bu “kendini beğenmiş” insan bir ya da maksimum iki kişiye katlanamadığı için böyle bir ilişkiye adım atmıyor, istemeyerek de olsa atamıyor. Sonuç olarak da kendisiyle başbaşa bir hayat sürmeye devam ediyor.

Hangisi daha doğru ya da akıl kârı derseniz bilmiyorum. Aşk mı mantık mı? Ya da 25’ine kadar “amaan takılayım” deyip, sonrasında da yerleşik hayata geçmek. Bu sizin kararınız. Ben sadece Schopenhauer’i taklit ettim, fakat kadınları aşağılamaksızın. Aşağılamaksınız? Aşağıla Marksizm? Bir bağlantı olabilir mi?

Yaşını almış kadınların hislerini konusunda birkaç kelam edelim isterseniz. Özetle kadın hayatını yaşayamıyor ve kırkından sonra fark ediyor ki ben her şeyimi eşime çocuklarıma adamışım, ne kendime vakit ayırdım ne gezebildim ne de para biriktirebildim. Bu nedenle de ekstra hareketli, ekstra enerjik, ekstra sosyal medya kullanıcısı olup çıkıyor. Belki biraz dindarsa dinden uzaklaşıyor, eşini seviyorsa ondan soğuyor. Biraz daha okuyor, çocuklarına daha çok karışıyor, onların kendisinin olması gerektiği gibi olması için baskı kuruyor, emekliliği bekliyor. Kendi sıkışmışlığı içinde yıllarda aynı adamla yatmanın ve orgazm olamamanın verdiği memnuniyetsizlikleri yaşıyor; tüm hislerini -nihayetinde her şeyden vazgeçerek- halı altına süpürerek eşiyle ve torunlarıyla önce emekliliği bekliyor, sonra da ölümü. Bu kadın tipinden neden bahsettim bilmiyorum. Aklımın bir köşesinde birçok karakter barınıyor ve ben de paylaşıyorum. Yazar her aklına geleni paylaşırsa sevkiyat, sadece önemli düşünceleri paylaşırsa külliyat olur, demiş aklına gelen her şeyi paylaşan bir yazar.

—Senin amacın sevgili bulmak mı, yatmak mı sadece? dedim. Artık zaman içinde ikimizin hayatında da bir değişim olmamaya başladığı için bu tarz konuların diplerini sıyırıyor, biraz da birbirimizden sıkılıyorduk.
—İkisi de.
—Nasıl ikisi de?
—Yani yatmak aslında, o kadar seks isteyen biri değilim. Sadece, güzel yani. Çok sık buluşmuyorum zaten. Pek de insan yok, fakat, eğer muhabbettini seversem, tipini falan. Uzun ilişki de olabilir.
—Muhabbet etmiyorsun ki. Pek çoğunun adını dahi unutuyorsun.
—Yani değişiyor. İyi bir adamsa, işi vs. iyiyse o zaman konuşuyoruz, tanışıyoruz. Yani hemen de evine gitmiyorum Kemal. Sen de beni orospu yaptın yani! dedi ve bir anda hiddetlendi ama rol yapmıştı. “Konuşuyoruz, mesajlaşıyoruz, bazen birer kahve içiyoruz. Sonradan yatıyoruz, hatta bazen yatmıyoruz da.
—Yani evet, sen bilirsin ne yapacağını.
—Senin ne amacın var? Sürekli beraberiz, hiçbir şey “kaydırdığın” yok, dedi. “Kaydırdığın” derken o da elleriyle tırnak işareti yaptı.
—Bilmiyorum, ben erkeğim. Kaydırsam da bulmam, yatmam zor. Ancak sen ayarlarsan bana bir kız arkadaşını olur, dedim ve güldüm. Gerçekten şakaydı, onun hem çok az kız arkadaşı vardı, hem de olanlar da epey salaktı. Hem bana hem de ona göre.
—Aynen Kemal, ayarlarım, aynen. Daha ben buluşmak istemiyorum. Ve en yakın arkadaşımın sevgilisi yapacağım, aynen. Çok beklersin.
—Bekleyen yok. Çay ve mastürbasyon, dedim. Buna bu kadar güleceğini beklemiyordum. 4 elif miktarı güldü. Beni de güldürdü. İkimiz de bu ortaokullu şakasına saniyelerce güldük, işte mizahi eşiğimiz bu kadar alçalmıştı. Ya da bu şaka bizi ortaokula götürmüştü.

Ortaokulda ilk kez mastürbasyon yapmıştım. Belki de arkadaşlarımın anlatımıyla gaza gelerek, denemek isteyerek. Acemice ve şaşkın bir şekilde. Çevremdeki insanlar bana göre çok daha “edepsiz”lerdi. Bu tarz gülünç şeyleri konuşuyor, beraber porno izliyor yahut google görsellerde geziniyorlardı. Şu sıralarda gençlik çağlarının yavaş yavaş ortasını geçmiş bu insanların kaçının hala bakire olduğunu, kaçının ise grup seks yaptığını merak ediyorum. Hani lise arkadaşlarınızla yıllar sonra buluşursunuz, lisede herkes masumken artık herkesin büyümüş olduğunuzu fark ettiğinizde; o insanların masum imajları ile büyümüş imajları çelişir ya; işte tam olarak böyle bir çelişki ve merak. Lisede birbirimizi kesinlikle çocukça sevdiğimiz kızla geçen sene bir buluşmada denk gelince o aşk “çocukça” olmuştu. Şu anda bambaşka biriydi, çilleri azalmış, özgüveni artmış, belki de tıp okuyor olmasından kaynaklanan bir bilginliğe erişmişti. İşte sanırım ona karşı duyduğum sevgi tek, saf ve katıksız ve trans yağ içermeyen sevgiydi. Ondan sonra herhangi birini karşılıksız sevdim mi bilmiyorum.

Bu hayatta hiçbir sevgilim için canımı vermezdim, o hariç. O da lisede, şu anda değil. Ya ben yeterince birisini sevemedim ya da kendisini “ilişkisiyle” tanımlayan ya da ona muhtaç olan insanlardan olmadım. Zaten, iki tane doğru dürüst ilişkim oldu, ikisi de birer yıl, ikisi de birer insanla ve birer hamilelik endişeleriyle sürdü. İkisinin de neden bittiğini bilmiyorum, sadece bitti. Şu anda bir kız arkadaşım olsa ne yapardık bilmiyorum. Sandıklı’da bir çift ne yapar? Seren’leri görüyordum. Yaptıkları, genellikle evde pineklemek, belki akşamları bir Tarantino filmi izleyip Seren’in saymayı bıraktığım kadar tekrar izlediği HIMYM izleyip sevişip uyumaktı. Bir kafede otursalar muhabbet edecek bir şeyleri kalmayana kadar birbirini tanımışlar, bir geziye çıksalar paraları kalmayana kadar da ertesi gün hapı almışlardı. Fakat, her halükarda tek olmaktan iyidir diye düşünüyorum. Kendimle konuşamamak yerine biriyle konuşamamayı tercih ederdim. En azından ortaokuldan beridir sık sık başvurduğum sağ elim daha az çalışır ve düzenli bir seks hayatına dahil olabilirdim, taa ki düzenli tıraş olmayı bırakmış çift rahatlığına erişip birbirinden daha az hoşlanan bir noktaya gelene kadar. Kadın olsaydım, Seren gibi dilediğimde de adı fark etmeksizin ya da bilmeksizin bir erkeği evime atıp benzer sıklıkta ilişkiye girer miydim bilmiyorum. Zaten bilemem, bunu düşünmek de manasız. Fakat, herhalde daha çok mastürbasyon yapardım. Yıllardır kadınların neden erkeklerden daha az mastürbasyon yaptıklarını anlamıyorum. Ya vücutlarını tanımıyorlar, ya da gerçekten “birisinin daha” olması gerektiğine inanıyorlar.

—Sen mastürbasyon yapıyor musun? dedim bir anda. Güldü.
—Ne alaka?
—Merak ettim.
—Yok hayır Kemal.
—Neden yapmıyorsun? Ya da neden söylemekten çekiniyorsun?
—Kemal ne alaka bu soru şimdi? Ben sana soruyor muyum?
—Sorabilirsin.
—Sen yapıyor musun?
—Evet.
—İyi, dedi biraz ilgisiz ve konuyu kapatır şekilde.
—Ne oldu?
—Bir şey olmadı da, şaşırdım. Bu kadar da bilmesek mi birbirimizi?
—Neden bilmiyoruz? Sen seks pozisyonlarını anlatıyorsun bir bir, tüm ailevi travmalarını, arkadaş ihanetlerini dinledim. Buna mı şaşırdın?
—Ya şaşırdım, yani bir anda sorunca. Bilmiyorum.
—Utandın.
—Hayır.
—Yapıyorsun ve utandın. İnsan nasıl yapmayabilir ki? Yalan söylüyorsun.
—Evet Kemal yalan söylüyorum. Yapıyorum, hem de her gece. Tamam mı? dedi. Biraz sinirlendi. Daha fazla onu zorlamak istemedim.
—Özür dilerim.
—Ne için?
—Ne bileyim, en yakın arkadaşımın kendini nasıl tatmin ettiğini merak ettim. Sen böyle şeyleri rahat konuşan biriydin. Kızmayacağını düşünmüştüm.
—Kızmadım.
—Peki.

Hani şunu çok vurguluyorlar ya, insanı mutlu eden şey onu sevenleridir. Para, mekan, coğrafya, arabanın markası, evin oda sayısı vesaire önemsizdir, ‘çevrende seni seven insanlar olsun sağlıklı ol yeter’ felsefesi. E tamam diyelim ki öyle, beni seven insanlar ne işe yarıyor? Doğum günümü kutlamalarını mı beklemeliyim. Veya kutladılar diyelim, ne oldu ne değişti? O gün daha mı mutlu oldum ve ertesi günü daha mı enerjik uyandım? Veya yakın dostlarım oldu, onlarla konuşuyorum, buluşuyorum ve günümün nasıl geçtiğini anlatıyorum. Biraz ortak tanıdıklarımız üzerinden dedikodu yapıyoruz. İnsanları eleştiriyoruz, çekiştiriyoruz ve kimin kiminle sevgili olduğu ya da ailevi sorunları olduğu üzerine yorumlar yapıyoruz. Biraz da siyaset konuşuyoruz. Kimin ne kadar bölücü olduğuna karar veriyoruz. Kimin terörist, kimin sempatizan, kimin partizan, kimin dağıstan kimin kürdistan olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Sonrasında ne oluyor, elime ne geçiyor? Evime gidiyorum uyuyorum. İnsanı mutlu eden şey bu değil miydi? Ne manası var ki benim günümü birisine anlatmamın. Ya da çekinip anlatamamın. Ya da Seren’in gelip anlatmasının. Nihilist manifesto, nihilist manifest, manilist nilifest. Kaçma kovalamam, senin gibisi hiç yok, yok, yok gördüm. Affedemem hayır, sesin gelmiyor hiç, yok, yok, yok. Bay bay.


2/5



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin