izafi bir ivedilikle yaşanan bir günün
nafil’e ilerleyen dakik dakikaları
mekanik tıkırtılarda mekik dokurken
yalnızca işlenmemişe işlemeyen zaman
ne hoş büküyor nahoş gerçekliği
deliliği dimdikey bir kesite indirgerken
demiriğnebaşı bir cehenneme ithafen
fazlasını dahi değil, yalnızca haddini
almış duyular, kapanmak isterler.
oysa işlenmiş her şey kapatılabilirken
hatta özgürlük üzerine, can havlindense
can kasti ile kapanmak işlemişken
içine insanın
doğurtulmuşken işlenmiş bir fıtrat
şiş ve pembe bir suratın, esnekken henüz
kıkırdağı arasına iliştirilen bir kök iliğinin
filizi tüm vücutta gezinip, akıtıldığında
başka bir hayat
vücu’ değil vuku bulacak, bir fikir olarak
baştan bele soydan ağaçlar aşılayarak
gözlerden uzakta, et hapsinden muzdarip
bir yavrunun, algıyı henüz tatmış gözleri
tetikçisi bir organik gerisayımın
o üç, çünkü çekirdek bir anlatının teslisi
yontuk ahşapta hayat umanların tesellisi
aynı zamanda iki, altında erdem terazisi
dünya onun olacakken, o anlamın arazisi
ve o bir, çünkü bir kere bildiği zaman
bir kere biri bildiği, bire değdiği zaman
birleşen ellerinde biriciklikten kalan
cebrin arafında mücbir bir tavaf olacak, ki
bilmenin lezzetine vardığı vakit, ahdi gereği
herin boğumlarında bir dolaşıya çıkacak
başta akıl ve cesareti toplayacak ruhta
ve yok sayacak bedeni, üçten bir uğruna
tarihe vakıf gravürlerin tasavvufu
resmeylerken insan dışı her varlığı
kıldığında doğayı suç ortağı kendi
yücelişine
ve bitirdiğinde kendi kendini, kendinde
her dinde tasavvuru doğayı aşkın tanrının
doğal aşk sunusu, baldırından çıktığı
insana
sormak gerek, bu savruk savunusu niye
böyle bir adem-i merkeziyetçiliğin,
böylesi bir ademe diye


Yorum bırakın