meltem kansu
-
Laktozsuz İman

Ahmet’e, ismi peygamberden, kaderi ise modern sosyolojinin çıkmaz sokaklarından miras kalmıştı. Yirmi üç yaşındaydı ve Osmaniye’nin sarı sıcağından kopup geldiği Osmanbey’in gri kalabalığında, henüz tamamlanmamış bir tez konusu gibi dolaşıyordu. Ahmet’in yüzündeki sakal, hassas bir diplomatik denge üzerine kuruluydu. Dedesinin, “Sünneti bozmuşsun, papaz gibi uzatmışsın” diyeceği; Cihangir’deki arkadaşlarının ise “Abi bu ne hal, IŞİD militanı… Continue reading
-
Emanet Kimlikler Müzesi

Zaman, odanın dört duvarı arasında artık akmıyor, pıhtılaşıyordu. Masanın bir köşesinde, rulo yapılmış ve çoktan tozlanmış o ağır kâğıt – diploma – bir vaadin infazı gibi duruyordu. Emeğin ve liyakatin değil; keyfiyetin ve “makbul” olmanın hüküm sürdüğü bu iklimde, yıllarca uğruna yarıştırıldığı o kağıt parçası Aylin’e bir adanmışlık değil, aldanmışlık anıtı gibi geliyordu. Salonda her… Continue reading
-
Mekanize Statü Panelleri

Küçük kız için evlilik; romantizmin değil, dikey olarak açılıp kapanabilen plastik birer lüksün zaferiydi. Kornişlere mahkum edilmiş zavallı tül perdeler, rüzgarın elinde maskara olmuş birer fakirlik ve ütüsüzlük yayan beyaz teslimiyet bayrakları gibi sallanırken, stor dedikleri perde, içeri sızmaya çalışan uyatsız güneş ışınlarını bir dürüm gibi sarıp sarmalayan ve onları infaz ederek tavan arasına… Continue reading
-
Çokluktan Birliğe: Retorik Bir Kalkan Olarak Özgür İrade

E Pluribus Unum. Özgür irade, modern öznenin belki de en kutsal varsayımıdır. Hukuk, etik, siyaset, gündelik yaşam insanın “başka türlü yapabilme” kapasitesine sahip olduğu fikri üzerine kuruludur. Vince Gilligan’ın Pluribus dizisi bu varsayımı doğrudan reddetmiyor fakat özgür iradeyi işlevsiz hâle getiriyor. Pluribus’ta özgür irade tartışması, felsefenin klasik özgür irade–determinizm tartışmasının ötesine geçiyor. Çünkü dizinin dünyasında… Continue reading
