masumca savrulan bulutlar
içinde bir buzul sarkıntısı
gün ışığını bekleyen tehlike
beyazın etrafından dolaşmalı
kendi aralarında bir husumet
bir kan davası başlamış bile
sağa sola savrulan hançerler
ve beyaz gövdeler arasından
akan şelaleler fark ediyorum
gri asfaltta yarıyoruz dağları
ufka atanmış barış elçileri
arkamızda dönen üçlü metaller
rüzgarımız olacak, ve biz
derinlerden gelen tıkırtılarla
dünyanın dengesine şahit
sağ kalamayacak kadar içkin
beyaza dokunamayan
maviyi kirleten
ancak kırmızıyı giyebilen
asil ve aciz diplomatlar
gittiğimiz yeri temsilen
vatanımızı solduracak
ve bizi ihanetle itham edenleri
bir kaşık buzda boğacağız
marşlar gümbürderken
ayaklar ve kalplerde
dünyanın taşikardisi bir ritme
ve koca bir takırtıya kavuşacak
dengeyi duyacak
dengeyi hissedeceğiz
ve biz,
asil ve aciz, öksüz ve yetim
insanlar olarak
Ana ve Babayı, en sonunda
barıştıracağız


Yorum bırakın