Darülaceze ziyaretimizin ilk durağında Mardinli bir Kürt teyze karşıladı bizi. Gözlerinde Mezopotamya’nın kadim yorgunluğu vardı. Türkçe biliyordu ama kalbi kendi dilinin tınısına hasretti. Kelimeler dudaklarından dökülse de ruhu, çocukluğunun ninnilerini, gençliğinin ezgilerini arıyordu. Bize etrafı gezdiren personelin ona Kürtçe seslenmesiyle teyzenin yüzünde açan o güneş, aslında insanın ana dilinin evi olduğunu hatırlattı bana. Teyzenin hayat hikayesini dinleyince gördüm ki bir evlat, bir evi sığınak olmaktan çıkarıp bir sürgün yerine dönüştürmeye muktedirdi. Eski günlerden bahsederken birkaç kez, ağlamaklı, ‘’Bir zamanlar kuşlar gibi hürdük…’’ dedi.
Başka bir teyze ise elinde mısır cipsi, parmaklarında mavi ojeleri ve dudaklarının kenarından eksik etmediği sigarasıyla hayatın tadını, yahut dumanını çıkarıyordu.
Rehabilitasyon ziyaretimiz sırasında tanıştığımız bir teyze ise bize bir öğütte bulundu: ‘’Kimse 100 yaşını göremeyecek, annenize sahip çıkın. Bugün varız, yarın yokuz.’’
Yanındaki amca nüktedanca noktayı koydu: ‘’Sen zaten yoksun ki!’’
Yine rehabilitasyon odalarından birinde karşılaştığımız bir teyze, google’a kurabiye yazdırıp ‘’Onu annenle yaparsın.’’ dedi. ‘’Bak, orada tarifler var,’’ derken belki de aslında şunu fısıldıyordu, ‘’Benim artık un eleyecek, hamur yoğuracak bir mutfağım yok ama senin hala vaktin ve yanında bir annen var.’’ Kendi mutfağından, kendi fırınının kokusundan uzaklaşmış bir kadının, karşısındaki gencin hayatında o sıcaklığı yaşatmak istemesi…
Bahçede gezinirken Trabzonlu bir amca yanına çağırdı bizi. Birkaç şiirini 1ezberden okudu bize. Yemekhanede çıkan yemeklere sitem ediyordu; bu, bir damak tadı meselesi değil, bir kimlik ve kök meselesiydi zannımca. O tabaklarda kendi memleketinin baharatını, çocukluğunun o tanıdık tadını bulamıyordu.
Günün en çarpıcı karşılaşması, kuşkusuz, dünyanın tozunu yutmuş amcaydı. 10 dil bilen, 70 ülke gezmiş bir dünya vatandaşı… Covid fırtınası onu evsiz bırakmış, sonunda Darülaceze’nin limanına demir atmıştı.
Yanında bir de arkadaşı vardı. Kendini ‘deli’ olarak tanıttı. Cimer’e, insanlığa yatırım yapılması hususunda bir yazı yazdığını, temizliğin imandan olduğunu, fakat temizlikten kastın, yalnızca el, yüz, dirsek yıkamak değil; kalp temizliği de olduğunu söylüyordu, ve mütemadiyen Furkan Suresi 44’ü2 tekrar ediyordu.
‘’Hayırlı Cumalar’’ diyerek geçti biri önümüzden,
‘’Cumartesi de hayırlı olur inşallah…’’ diye yanıt verdi amca.
Bol kurabiye kokulu günlere…
Bir Zamanlar Kuşlar Gibi Hürdük


Yorum bırakın