kültür ve sanat içerikleri


hırvatistan’ın avrupa birliği’ne dahil olması için bir müzakere

“La devise de la République est : Liberté, Égalité, Fraternité. Son principe est : gouvernement du peuple, par le peuple et pour le peuple.”

Uzunca bir borunun içinde akmakta olan bir küpteyim. Aktığımızı görüyordum çünkü kübün tavanı şeffaftı ve borunun beyazlıkları belli oluyordu. Bulunduğum ve bekletildiğim malikane ise epey ferah ve iç açıcıydı. İçeri alınmayı ve ülkemin insanlarının çıkarlarını savunup, onları muasır medeniyetler seviyesi çıkarmak için son imzayı atmak istiyordum. Yarım saat bekledikten sonra içeriden uzunca boylu sarışın bir adam çıktı ve beni çağırdı.
— Efendim, gelebilirsiniz.

E peki dedim, bekleme koltuğundan kalkıp içeri girdim. Kusursuz bir küp olan bu odaya adımımı atar atmaz odanın ortasında kocaman bir masa ve arkasında üç tane adam gördüm. Ben de masanın diğer tarafına, kapıya yakın olan tarafına, arkamdaki duvarın rengini ezberleyerek oturdum. Üç adam da önlerindeki belgelere bakıyorlar ve imza kalemleri ile kesişiyorlardı.

Fransızların bir lafı vardır: özgürlük, eşitlik ve kardeşlik. İşte, anladım ki Fransızlar bu işi ileriye götürmüş ve her bir adama bu isimlerden birer birer vermişler. Ben ise terlemeye ve soracakları soruları tahmin etmeye başlamıştım. Nitekim, sınırların ve vizelerin kalkması için bugün burada 4 milyon Hırvat adına mücadele vermeye ve mülakatı başarıyla sonuçlandırmaya gelmiştim.

Özgürlük Bey önce ayağa kalktı ve yavaş adımlarda bana doğru yanaştı. Yanıma gelince eğildi ve bana sertçe bir tokat savurdu. Şaşırdım ve elimle yanağımı okşadım. Biraz kızardığını hissediyordum.
— Napıyorsunuz!
— Özgürlüğün için, özgürlüğünden vazgeçmeye hazır mısın! Bizde özgürlük tek yönlüdür, aldın mı veremezsin, verdin mi alamazsın. Sen ve halkın alanlardansınız, biz verenlerden, dedi ve aynı hareketlerle yerine oturdu. Yüzü bir tuhaftı bu adamın, sanki burnu ve ağzı yer değiştirmişti. Hatta, hatta burnunun yerine penisi vardı. Soluğunu bacaklarının arasından alıyor, götünden veriyor gibiydi.

Eşitlik Bey sırayı aldı, herhalde bunda da veren alamazdı alan veremezdi. Ayağa kalktı ve odanın yan duvarındaki televizyonu, masadaki kumandayı kaparak açtı. HDMI hatası veren ekrana karşılık, televizyonun altındaki sehpadaki bilgisayarın yanına gitti ve ona takılı HDMI kablosuyla oynamaya başladı. Sanırım, temassızlık yapıyordu. Biraz oynadı fakat düzelmeyince bir küfür salladı:
— Lübnanlı!
Sonra, bilgisayardan umudunu kesti ve kabloyu ondan çıkardı. Kablo, televizyonun altından sallanmaya başladı, sanki başı kesik olmayan bir yılan gibiydi. Eşitlik Bey, pantolonunu ve donunu bir anda indirdi. Sallanan kabloyu götüne soktu. Bir anda televizyonda ekran belirdi, ışık yandı, Eşitlik Bey buna pek memnun oldu. Ekranda Fransız bayrağı vardı, Eşitlik Bey kumandayı alıp slayt atladı ve bir anda bayrağın renkleri üç farklı ten rengine ayrıldı.

— İşte eşitlik budur. Bu’ysa…
en soldaki beyaz rengi gösterdi,
— eşittir.
ortadaki kavruku gösterdi:
— diploma farkıyla eşittir.
en sağdaki siyahı gösterdi:
—bu da hassiktir.

Kardeşlik Bey, sırayı aldı. Eşitlik Bey yerine oturur oturmaz o kalkmıştı. Ayağa kalkıp camları açtı, içeriye kötü bir koku girmeye başlamıştı. Hala sanki bir otomobilin içindeymişiz gibi hissediyordum ve camlardan da borunun beyazlıkları görünmeye başladı. Fakat, binaya girerken bu kokuyu hiç almamıştım. Kardeşlik Bey bir anda şu soruyu sordu:
— Hırvo, senin anne-babandan olup da kardeşin olmayan kişi kimdir?
Sorar sormaz yine yavaş adımlarla odayı turlamaya başladı. Ben biraz düşündüm:
— Bilmiyorum. Bir halk oylaması yapıp sonuçları size bildirebiliriz dilerseniz efendim.
O da müstehzi bir gülüşle:
— Halkının ne yanıt vereceğini biliyoruz. Ben sana soruyorum ama cevabın yok. Senin anne-babandan olup da kardeşin olmayan kişi bizim malımızdır, Hırvo.

O da yerine oturdu ve döner sandalyelerinde hafif kalça hareketleriyle dönmeye devam ettiler. Ben ise şaşırdım ve ne yapacağımı bilemedim. Gidip halk oylaması yapabilmem için dahi demokrasiyi onlardan almam/Alman gerekiyordu. En azından sessiz kaldım ve sıradaki aşamalar için onlara çok daha net bir ifadeyle bakmaya devam ettim. Halkım için, sinirlerimi törpülemeli ve soğukkanlı davranmalıydım.
Sözü yeniden Özgürlük Bey aldı:
— Şimdi, Hırvo, hah hah bu ismi çok sevdim. Yaşa be Kardeşlik! Hırvo’cum, sana bazı sorular soracağız. Hızlıca cevaplaman bekleniyor. Anlaşıldı mı?
Bana epey dikkatli bakıp kaşını kaldırdı. Ben de:
— Evet efendim.
İçinde bulunduğumuz hareketli oda da hızını arttırmışa benziyordu, içerideki koku da artmıştı.
— Fakat ondan önce, aynı koku size de gelmiyor mu efendim? Camları kapatsak olur mu?
Özgürlük bakışını sürdürdü:
— Bazen olur, Orta Doğu’dan bok kokuları gelir. Biz kucaklayıcı ülkeler olarak onları saygıyla karşılar, sorunlarını anlar, iki üç tedbir füzesi yollar ve oraya demokrasi götürürüz. Birazdan gidecektir koku, varmak üzereyiz.

Bir yere “varmak üzere” olduğumuzu orada öğrendim. Özgürlük Bey yeniden kontrolü alırcasına:
— Hazır mısın?
— Evet.

Soru 1:
— “Gel beri, gül beri. Al benden bir beri beri.
Biraz git ileri, azıcık da geri.
Avrupa’dır her zaman
Kalifiye elemanın yeri.
” dizeleriyle meşhur düşünür kimdir?
— Heidegger efendim.
— Doğru.

Soru 2:
— “Kah çıkarım Hürmüz’e, bombalarım alemi,
Kah inerim Gazze’ye, bombalar alem beni.
Nesimi’ye sormuşlar, yârin ilen hoş musun,
Hoş olayım olmayayım, yârin haberi yok, kime ne?

dizeleriyle bilinen meşhur düşünür kimdir?
— Jean Paul Sartre.
— Doğru, teşekkürler Hırvo. Şuraya bir imza alacağız şimdi.

Ve elindeki belgeyi uzattı. Ben de dolma kalem ile imzayı attım. Mutlu oldum. Bu sorulara da Bulgaristan ve Romanya’nın çıkmışlarından çalışmış ve alışmıştım. Belgeyi geri verdim ve bir anda oda yere çakıldı. Sanki bir temele oturmuştuk Bir anda hareketimizin sonu geldi.
— Şimdi ne olacak?
Artık kokudan burnumu kapatmak zorunda kaldım.
— Şimdi bu imzalı belgeyi al ve dışarda varmış olduğumuz istasyondaki büyük abiye bir onaylat Hırvo.

Ayaklandım ve bu kokudan bir an önce kurtulmak için hızlıca çıkmak istiyordum. Dışarı yere basar basmaz paçalarım bok oldu. Borudaki bir yazıyı okudum: “Sancaktepe Su ve Kanalizasyon İdaresi”.
“Abi” ise yukarıdan düşmekte olan kalınca, vücudu kahverengi fakat saçları sapsarı olan bir adamdı. Birkaç dakika bekledim, hala inemedi. Deliğe sıkışmıştı, ıkınıyordu, ıkınıyordu ama düşemiyordu. Son bir gayret tekrar ıkındı ve bir anda bokların arasına yerleşti. Boklardan da kötü kokuyordu. Belgeyi ona uzattım, aldı, bana baktı ve şunu sordu:
— Senin anne-babandan olup kardeşin olmayan kişi kimdir?
— Bilmiyorum kimdir?
— Artık benim piçimdir Hırvo.



Şuna bir yanıt: “hırvatistan’ın avrupa birliği’ne dahil olması için bir müzakere”

  1. Hırvatistan Ateşesii Avatar
    Hırvatistan Ateşesii

    Tövbestağfurullah…

    Beğen

Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin