kültür ve sanat içerikleri


Flu Akademi’den Kapitalizm Dersi Satın Alan Adam

Bir gün yolda yürürken- ya da daha doğrusu yolda yürürken ve instagramda gezinirken- çevremdeki insanların ne kadar bilgili ve donanımlı olduklarını fark ettim. Kapitalizm’den tutun da evrime, Fuko’dan tutun da Niçe’ye kadar ne çok şey biliyorlar, düşünüyorlar ve konuşabiliyorlardı. Ben bu yaşıma kadar neden kendimi geliştiremedim yahut dünyaya dair net fikirlerim yok diye düşünmeye başladım. Özellikle de yıllardır görmediğim liseden arkadaşlarımla buluşacağım vaktin arefesinde. Ya onlar kendilerini benden daha fazla geliştirmişlerse?

Fakat bahsettiğim bu her şeyi bilen donanımlı insanlar, örneğin Fuko diyorsunuz onlar size Fuko’nun hayatını, düşüncelerini, inandıklarını, inanmadıkları ya da onunla ilgili sevdikleri ya da sevmedikleri pek çok şeyi anlatırlar. Ya da Nazım, ya da Durkheim, ya da Aristo. Sahi, ben yıllar boyunca armut mu topladım ya da inek mi güttüm de bu çevremdeki ya da sosyal mecralardaki insanlar kadar bilgiye sahip olamadım?

Bu nedenle bundan sonra bir karar aldım. Sosyal medya uygulamalarına daha az girecektim. Öncelikle her birisi için süre kısıtı koydum. Instagram’da, twitterda ya da tiktokta artık yarım saatten fazla vakit geçirmeyecektim. Böylelikle boş vaktim artacak, daha çok sıkılacaktım. Daha rafine ve saf bilgilere 12 saniyelik videolardan değil de, direkt kaynaklarından öğrenecektim. Yani youtube’daki sıkıcı uzun bilgi verici videolardan.

Sosyal medyada takip ettiğim bu insanlar Fuko’yu okur, onunla ilgili 30 saniyelik video hazırlar ve sosyal medya oradan öğrenir, değil mi? Ya da Descartes “Düşünüyorum öyleyse varım” yazmıştır, bunu yayınlamıştır. Ama nerede yayınlamıştır? Nerede yazar bu bilgi? Sohbet ortamında mı demiştir, ya da tevatür bu böyle söylenegelmiştir? O nedenle direkt kaynağına inip okumak ve tetkik etmek gerekmektedir. Ben de tam olarak bunu yapacağım.

İlk adım olarak İlber Ortaylı’nın önerdiği 10 kitaptan başlayacağım. 10 kitabı aynı anda okuyamayacağıma göre, elbette, birini seçip başlamam gerekiyor. Ki böylelikle kapitalizme, komünizme dair bilgi sahibi olabilirim. Bu kapitalizm niye bu kadar kötüymüş yahu! Herkes böyle diyor da bir kaynağına inmek gerek sanırım.

İkinci olarak Flu Akademi’ye dahil oldum. Babadan gelme paralarımdan dolayı bir erkek olarak baksırımın bile lüks olması ayrıcalığına sahipken neden Flu Akademi’ye bu paraları vermeyeyim ki? 12 bin TL vererek tüm videoları satın aldım. İçinde Kapitalizme giriş, Felsefeye giriş, Sosyolojiye giriş gibi dersler vardı ve sanırım tam olarak istediğim buydu. Artık benim de ortamlarda konuşabileceğim, ya da internette paylaşabileceğim fikirlerim olacaktı. 

“Ya aslında Marx’ın kapitalizme yönelttiği eleştirilerine katılıyorum fakat önerdiğini alternatifin ne kadar mantıklı olduğu konusunda emin değilim.” 

ya da 

“Arkadaşım bu tarz Fuko’ları Camus’ları Deleuze’ları asıl dilinde okumak gerekir. Doğru dürüst anlayalım şu Post-modernizmi değil mi? Nihayetinde bu “bilimleri” kuran insanlardan arta kalanları yorumlamak ve daha ılımlı çizgiye indirgemek için postmodernizm çağına girmemiş miydik? Durkheim, Freud, Marks bir şeyler kurmuşlar; bu adamlar bu kurulanları “yorumluyorlar” ya da “yaşıyorlar”; şu anda da biz, “yorumları” yorumluyoruz”. Post-post-post osuruk modernizm. Ya da gerçekten artık yeni bir ismi hak etmedik mi? 

count = 0
for post in modernizm: 
if  count == 2:
break 
else:
count += 1

Bakarsınız ben de bu akımın kurucu önderi olurum. Fakat önce bana bırakılan mirası saygıyla, belki de biraz sevgiyle kucaklamalı ve öğrenmeliyim ki onları yorumlayıp tenkit edebileyim.

Flu Akademi’deki derslerimi düzenli bir şekilde takip ettim. Her şeye nasıl girilir onu öğrendim. Epey derin bilgiler edindim. Bazı yerlerde epey sıkılsam da İlker Canikligil’in “hıı, bu güzelmiş” dediği yerlerde uykumdan uyandım. Hangi batılı düşünür nereliymiş, hangi akımın temsilcileriymiş, bu kümülatif fikir birikimine nasıl katkı sağlamış. Hepsini teker teker öğrendim. Hatta inanır mısınız? Benim bazen kendi kendime fikir yürütürken elde ettiğim sonuçları daha önce düşünmüş ve aynı sonuçlara erişmiş insanlara rastladım. Bunlar düşünülmüş ve öğrenilmiş bile! O nedenle ben de kendimi bir düşünür olarak görmeye karar verdim.

Aldığım derslerden bazıları şunlardı:

  • Foucault’yu Anlamak Üzerine Bir Mesele.
  • Marx nerede yanlıştı?
  • Orhan Pamuk’un Türkçesi gerçekten kötü mü?
  • Batılı Aydınlar Batılı da, Biz Doğuluyuz O Ne Olacak?
  • Atatürk Daha Uzun Yaşasaydı.
  • Roman Okumak Vakit Kaybı Mı?
  • İndim dereye Taş Bulamadım, Kendime Göre Eş Bulamadım.
  • Ataerkil Toplum Erkeklerin De Zararına!

Biraz daha olsun kendimi gelişmiş ve nitelikli bir kimliğe bürünmüş hissetmeye başladım. İçimdeki protest kimlik ön plana çıkmaya başladı ve aileme karşı çıkmakla, onları cahillikleri nedeniyle suçlayamamak arasındaki ince çizgide sürünüp durmaya başladım. Bu sermaye neden bu kadar illet bir virüsmüş, zaman içinde işçinin ve emekçinin gelişimi nasıl gerçekleşmiş biraz olsun anlayabilmiştim. Sanırım artık ben de eskiden imrendiğim “bilgili” insanlardan birisi olmuştum. Kitapları evirip çevirip, yüzlerce sayfayı hatmedip, nihayetinde “e Descartes bu kitabında her şeyden şüphe edilmesi gerektiğini fakat düşünülebildiği takdirde de varlıktan şüphe edilmeyeceğini söylüyor” gibi çıkarımlar yapılıyorsa, bu bilgileri rafine halde bize sunan içerik üreticileri neden bilginin kaynağı olarak kullanılamasın ki? Gerçekten, bir iki eser okumayı denedim fakat işin özünün zaten açıklanmış olduğu diğer içerikler ya da videolardan ek bir şey anlayamadım, öğrenemedim.

Şu ikisi arasındaki farkı biri bana açıklayabilir mi?

Nihayetinde bir akşam liseden beridir görüşmediğim arkadaşlarımla Kadıköy’ün terk edilmeye yüz tutmuş sokaklarında-belki de ıssız görünen antikacılar sokağında-bir barda buluştuktan sonra; o arkadaşlarıma da artık ne kadar donanımlı olduğumu gösterebilmiştim. Söylediğim, referans verdiğim düşünürler ve fikirleri onları epey etkilemiş; verdiğim birkaç kelime kökeni de onlara, kendimi ne kadar geliştirdiğimi kanıtlamıştım. Çünkü zaten tartışmayacaksak, ya da mülahaza transferinde bulunmayacaksak ne diye sosyolojik veya psikolojik tespitleri felsefi temelinde öğrenmeye gayret ediyoruz ki? Gerçek bir Türk münevveri olan ben, ve beni izleyen arkadaşlarımdan bazı kesitleri sizin için derledim:

“A bu arada biliyor muydunuz, Napoli şehrinin “nea-polis”ten yani Yunanca “Yeni Şehir”’den türediğini biliyor muydunuz?
“A bu arada, alyans “alliance”dan gelir. Söz, antlaşma manasında; o nedenle evliliklerde alyans takılır.”
Bu bilgilere şaşıran Marmara Üniversitesi Çatı Katı Restorasyonu ve Piç Mimarlık bölümü öğrencisi arkadaşım Nermin:
“Aa, çok mantıklı, hiç böyle düşünmemiştim. Sen ne kadar donanımlı ve birikimli biri olmuşsun. Vay be!

“Elbette Nermin’ciğim, biraz da şöyle bilgilerim var. Şimdi bu kapital düzene geçmemizi takiben Avrupa’da etkisini göstermeye başlayan işçi hakları meseleleri elbette 40’lardan 70’lere kadar epey mütekamil olmuşlardır ve işçi haklarının zirve zamanlarıdır. Hatta bu dönemler epey irticali, tedrici ve müstehzi dönemlerdir. Fakat teknolojik devrim, globalleşme ve neo-liberal hamlelerle daha pasif ve yoksul bir işçi sınıfı 70’lerden günümüze kadar inşa edilmiştir. Hatta Varufakis, Daron Acemoğlu’nun da dediği gibi, bir ömürün nasıl yaşanacağını ancak ve ancak sermaye sahipleri belirler. Sen ne kadar anarşist olursan ol elektrik faturası seni bulur. 
“Vaay, helal,” dedi Berkcan.

Rus romantizmi, biraz Dostoyevski, Türk aydınları da öngörmüşlerdir. 
Siz hiç Şevket Süreyya bilmez misiniz, bizim kodumuzda bunlar yoktur.
“Evet ya ben de Şevket Süreyya okumak isterim,” dedi Mesure.

Emrah Safa Gürkan’ından tutun da, diğer kanaat önderlerinin dediği gibi bizim ülkemizde üniversite yok kardeşim, ekside kaldı o yıllar. 
“Emrah Safa’yı çok seviyorum ya, adam youtube’da oyun oynuyor resmen,” dedi Selim.

Hakikaten hala Tarkan dinleniyorsa bu onun başarısı değil, iktidarın milleti artık epey bunalmış olmasıdır. Ne varsa eskilerde var.
“Haklısın ya,” dedi Türkan.

A zaten arzular ve istekler dengesi dersen o zaman ben de Schopenhauer derim Efe’cim, sevgilinden tatmin olmuyorsan şikayet edemezsin, zamanında yapmayacaktın grup sekslerini.
“Doğru söylüyorsun kankam,” dedi Hüseyin Efe.

E Türkan, ne diye kendini bu kadar geç kalmış hissedersin ki? Alsana Flu Akademi üyeliğini, biraz da sen bilgilenirsin; hayatın hikmetlerini ve önemli noktalarını öğrenirsin, biraz da yaşamına anlam katarsın. Bu şekilde sayfalarca kitap okuyarak ya da film izleyerek olmaz ki! Ne diye gider izlersin Kill Bill’leri, içinde ne hikmet vardır ki seni geliştirsin. Onlar birer uyuşturucudur sadece.

İşte bu! Sonunda bir Türk münevveri olmuştum, sırada yaşlanmak vardı!



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin