Merhaba, size epey nevi şahsına müşterek bir kişinin hikâyesinden bahsetmek isterim: Mehmet Yılmaz.
Mehmet Kütahya’nın ücra bir ilçesinde, yani Merkez’de doğmuştur. Bebekliği ve çocukluğu boyunca epey haylaz olan Mehmet, muhafazakar bir ailenin en büyük çocuğudur. O nedenle hayattaki en büyük imtiyazı böyle bir aileye erkek olarak doğmak olmuştur. Nitekim, kız kardeşi Semiha, abisinin ve babasının gölgesinde, annesinin himayesinde büyümeye gayret ederken epey güçlükler yaşamıştır.
Mehmet ilk ve ortaoğrenimini futbol topu peşinde koşturarak, mahallede saklambaç ve zil-bas-kaç gibi pek çeşitli oyunlar oynayarak Kütahya’da tamamlamıştır. İlk kez ilkokulda birine aşık olmuş, ortaokulda ise kendinden emin bir şekilde kızlardan hoşlandığını ve aklına onlar geldikçe vücudunun tepki verdiğini keşfetmiştir. Deneme-yanılma yoluyla biraz heba, belki veba olan bu en büyük erkek çocuk; üniversitede biraz daha topluma karışıp ülkesindeki ve dünyadaki pek çok işleyen sistemin çarklarını keşfetmeye başlamış ve üzerinde sorular sormaya, cevaplar türetmeye gayret etmiştir.
Mehmet artık biraz muhalif bir kişiliğe bürünüp, halkın içinden geldiği epey belli, dünyadaki her türlü ekonomik, politik ve sosyolojik sistemin işleyişini daha 21 yaşındayken çözmüş bir olgun kişiliktir. Dünyayı kaç aile yönetir bilmez fakat tek yaptığı şeyin eline alacağı meslek vasıtasıyla patronun cebini doldurmak olacağını biliyordur. İnanır mısınız bilmem fakat Mehmet, Kurtlar Vadisi’nin de sıkı bir taraftarı olup, devlet-siyaset-mafya üçgenin her bir açıortayını dahi ezbere bilmektedir. Türkiye halkını ve devletinin mafyatik oluşumların yönettiğini, her bir mafya liderinin vatan topraklarını parsel parsel bölüşüp Susurluk ayranları eşliğinde toplantılar gerçekleştirdiğine inanır. Bunu kınar, Milliyetçi bir çizgiden bozkurt damarı; Atatürkçü bir bakıştan Türklük fikri, Ümit Özdağ’ik bir yerden ise Irk ayrımı rasyonalizmi gelişir ve büyür.
Mehmet’in iş bulması da üniversiteyi bitirmesini büyük bir hevesle takip etmiş olacak ki yalnız başına bir evde yaşayabilme lüksünü ilk kez tadar. Bütün beyaz eşyaları bembeyaz olup, halısı ise tek desenli dikkat çekmeyen bir görünüme sahiptir. Stor perdesi ve beyaz masası odasına renk menk katmazken, bir kenarda “çıkarken atılacağı planlanan çöpler” gibi duran çamaşır tellerinde asılı temiz baksırlar, uzun zaman sonra yıkandıkları için epey memnun görünmektedirler. Mehmet sabahları kalkar kalmaz şöyle bir yatağında yuvarlanır, önce twitter ve instagram olmak üzere ülkenin ve dünyanın başlıca havadislerini alır. Ardından kalkıp kendisine yumurta, zeytin, peynir gibi vejeteryan beslenmeye uygun fakat veganların yemekten imtina edeceği ürünleri tüketip işe gider.
Mehmet çay içer, mütemadiyen içer. Esnaf bir arkadaşını da ziyaret etse, Starbucks’ta dinlenmek niyetli de otursa, akşam eve de gelse… Hemen çayını bir köşede demler ve içer. Adeta el tiryakisi olmuştur. Çaykur’un yıllık safi milli hasılasının yüzde 4 ya da 5’ini karşıladığı su götürebilecek bir gerçektir.
Fakat bahsettiğimiz gibi Mehmet’in tek kusuru vardır: kadınlara düşkündür. Hayatının pek çok evresinde, bilhassa hayatından memnun olmadığını iddia ettiği evrelerde, “ulan şu karı işini bir çözsem, düze çıkacağım” dediği arkadaşlarınca duyulmuştur. Umudunu da buna bağlar, sevinçlerini de müstakbel hanımına saklar. Ama artık o kadar senedir saklamaktadır ki bu denli dibe kaçmış olan sevinci çıkarmaya yeltenecek o hanım kardeşimize sabırlar dilemekten başka bir çaremiz yoktur.
Mehmet’in şu “karı çözme” işinin aksadığı vakitlerde kaydırdığı tinder, yatıp kalktığı sarışınlar ve de “derin” görünmeye gayret ettiği hanımlar da ondan bıkadursun; Mehmet, kültürel olarak da kendini geliştirmeyi ihmal etmiştir. İlginç değildir ki Mehmet’in en favori filmi The Godfather olup, ne zaman bu filmi TRT 1’de görse, tıpkı Ronaldinho’yu görmüş gibi mutfak dolabının en dibinden antep fıstıklarını çıkarır ve bu seyir zevkini yaşarken onları birkaç diş tıkırtısıyla tüketiverir. Ayrıca Zeki Demirkubuz hayranı olan Mehmet, başta Bekir olmak üzere tüm yaralı erkekleri derinden hisseder ve onları yaşar. Empatiye asla gereksinim duymadığı az sayıda karakterlerden biridir Bekir.
Mehmet’in bu ıssız adam ve derin devlet karışımı yalnızlığı, annesinin devreye girmesiyle son bulur. Yıllarca derin kadınlar arayan Mehmet, nihayetinde 20’li yaşlarının sonunda, tıpkı kendisi gibi “artık zamanı gelmiş” diye düşünülen, aile dostlarının tavsiyesiyle tanıştığı bir hanımefendide karar kılar. Tinder maceraları, yerini salon takımının taksitlerine bırakır. Peşin fiyatına 6 taksitle evi ve hanımını düzer. Beş yılda iki erkek bir de kız çocuk yapar.
Mehmet özellikle de evlendikten sonra sosyal medyayı daha sık kullanmaya başlar. Gerek iş yerinden açtığı canlı yayınlar, gerekse bilhassa gece vakitleri paylaştığı “Çocuklar Duymasın Haluk’u anladığımız saatler” başlıklı videolar, gerekse de şehit annesi editleri onun sosyal medya kullanımının özetleri olarak sayılabilir.
Mehmet muktedir olmalıdır. Evinin tamiratını kendi yapmalı, ustalara muhtaç olmamalı, sokakta eşkıyanın biri karısına saldırdığında onu bertaraf edebilmelidir. Bu vazifeler ona evrimsel süreçte bahşedilmiş olan armağanlar ve hayat amacı olarak edindiği nitelikleridir. Dilediği zaman güreşebilen, hakkını savunabilen bir birey olmak, çocuklarına şefkati üstü kapalı olarak göstermek onun önemli vazifelerindendir.
Sonuç olarak, Mehmet’in bu hayattaki emellerini şu üç maddede toplayabiliriz:
- İş bulunacak
- Evlenilecek.
- Saygınlık kazanılacak.
Bu maddelerin yoksunluğu, Mehmet’in noksanlığıdır, elalemin diline düşmektir, adam olamamaktır. Ne mutlu ki o, bu listeyi 30 yaşında tamamlayabilmiştir.
Hasılıkelam; kısmet işsizlerin, evde kalanların başına… Zira saygınlık zaten adam olmakta.


Yorum bırakın