kültür ve sanat içerikleri


Buğulu Kuyunun Büyülü Kuğusu

Kıyısına yaka paça atıldığı okyanus yüzeyindeki yakamozu yakaladığı elleriydi bu yanardöner ateşle yanan. Es verilen bir esnemeydi okyanustan bahşedilen, pes etmeden besleyen kayaları, yakan ayaklar altında ateşi. Ateşe verilense yanıktı yüreğinin iki yarığa ayrıldığı yerden.

Şifacının sihrini afişe eden bir zihin, zifir içinde fişlemişti zehrini ifşacının. Bir akıl türbülansı tutmuştu tutsağın ambiyansını kıl inceliğinde, gri ötesi bir duvar, ki ötesinde bir ada su var. Östaki borusunu açabilenler, açamadıkları baca filtrelerine mahpustu. Oysaki, ah apaçıklık beyanındaki doğruyu açabilmek yanı başına, saça saça, bir litre kırıntıya aç kafalara…

Ne diye alındığı belirsiz bir hediye kadar düşüncesiz, pespaye yumrusuyla beş tane yavrusunun kederine düşen, bence sizsiz bir dünya düşleyen özneler, neler neler düşürmüştü aklına şeytanın, düşünene dek – “Bir dur ya!” Türlü türlü laf cambazlıkları, cımbızla et aranan bir türlü oluvermişti gaf salatasına; aranan bulmuştu şerini, belasını, şerh koşulmuş Kerbela’sını. Kirletmişti kutsal sandığı sandığı, sandığı illet edinmişlerle el ele, kol kola, dum duma kızıl bir düğüne yollamıştı bir milleti, dur durak bilmeyen bir kıyım arayan kırmalar kollanırken etten dona.

Bir soğan kavuğa tapmayı dalyaraklık değil, dalkavukluk olarak anmanın nesi yanlış? Soyan olgun bir soğansa bizde kabahat, ama soygun örgün cerahatimizde ise, nesi ayıp ağlamanın? Alaylamanın mahzuru ne yaşamı – töreler dikte ediyorsa düzeni, ve nasıl dikeceğini, ağlayışı rahminde mahsur kalan ananın bir mezarı… ve buna rağmen bir diktatör çekecekse cenaze alayının başını.

Amenra. Bir yalnız hüküm ki bize karşın, bize rağmen, bir arşın uzanan alnı dize değin, cebren.



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin