kültür ve sanat içerikleri


İznik’teki Nane

ayasofya

Zamanın birinde, daha İstanbul Konstantinapoli iken, Osmanlılar Devleti yeni kurulmuşken, Ayasofya’nın bahçesinde gezmekte olan zamanın sufisi II. George; pasaklı, püsküllü ve her halinden yoksul olduğu belli olan bir adama rast gelmiş. Adam hususi Sufi’yi görmek istediği için buraya kadar geldiğini söyleyince içeri salınıvermiş. Ve bütün bu yoksulluğundan, ağız kokusundan, entarisinin deliklerinden değil de çocuğu olmadığından dolayı Sufi’den af, dua ve kutsama dilemiş. Sufi de bu adamı görünce, tabi o zamanlar Mazlov’un ihtiyaçlar piramidi icat edilmediği için, adamın aç ağzını umursamayıp bu duayı edivermiş. Sonra da adamı Alibeyköy Deresi’ndeki evine -ki bu ev tam derenin kıyısındadır ve rivayete göre günümüzdeki emlak piyasasına rağmen hala beş para etmemektedir- pek bir neşeyle göndermiş.

Eve gelen bu adam, adına Hristo diyelim çünkü tarihi kayıtlarda adı belirtilmemiş, karısına olayı anlatmış ve o geceki cinsel birliktelikleri pek bir keyifli gerçekleşmiş. Birliktelik o ki, yatak onlara dar gelmiş ve yerçekimini de işe dahil etmişler. Sabahı ettiklerinde, karısı uyanır uyanmaz yanında kocasını görememiş. Her sabah kendinden saatlerce geç kalkan kocası, nasıl olur da kendisinden önce uyanır da bir yere gider diye hayret etmiş.

Bir gün geçmiş iki gün geçmiş, kocasını sormuş soruşturmuş fakat hiçbir havadis alamamış. Derken kocasının kayboluşunun 50. saatinde -ki bu saat bilgisine ancak tanrı katında erişebildik- kocası çıkagelmiş. Sırtında bir bohça ile ve her halinden yorgun olduğu belli bir vaziyette kendini eve atmış. Nerede olduğuna dair dediği ilk şey de ne karısı ne de eşraf tarafından anlaşılabilir karşılanmış: “II. George’un buyruğu ile İznik’e gittim geldim. Kutsal topraklardan bana ve hanımıma nane yaprağı getirdim. Söz odur ki göre gebe kalmada birebir imiş.” Herkesin fevkalade şaşırdığı bu açıklama sonrası, ahalinin zihninde tek bir soru hasıl olmuş: “Bu Müslüman adam, İznik’i götünün hangi lobundan kutsal toprak olarak atadı?”

50 saatte İznik’e gelip gitmesine imkan vermeyen hanımı, eşrafın “bu adam meczuptur” ithamlarına hak vermiş. Kocasının “vallahi Sufi’nin nefesiyle uçtum, kerametle vardım” savunmalarına rağmen zihnindeki şüpheyi atamamış. Bu vakada ne sufiden bir görüş alınmış ne de Hristo’nun hali bir tabibe sorulmuş. Neticede hanımı, kocasının sadakatinden şüphe ederek onu usulünce; üç kere “boş ol” ve yedi kere “siktir ol” diyerek boşamış. Halbuki tanrı katında kadınlar için bu kelimelerin birer defa zikredilmesi kafiymiş. Ardından hanım gitmiş ailesine sığınmış. Hristo da bu haksızlığa ve kalbinin kırılmasına dayanamayıp kendini Topkapı surlarından aşağı bırakıvermiş.

Aylar sonra ise mucize vuku bulmuş ve kadının gerçekten hamile kaldığı görülmüş.  Buna mucize derler çünkü zamanında kadın ne o naneden bir yaprak ne de kocasından başka bir … yemiş. Ahali “Sufi aşağı Sufi yukarı” diye sufiye methiyeler dizmekten gündüzleri yetirememişler. Bizim Sufi ise, bu büyük rağbeti görünce tevazuyu bir kenara bırakıp kerametini sahiplenmiş, duayı bizatihi kendisinin ettiğini ve menzili kısalttığını kabul etmiş. Kadın ise ancak o vakit kocasının kıymetini anlamış; ardından üç defa yasin, yedi defa da mevlidişerif okutmuş. Haydi diyelim ki doğan çocuğun adını da babasının anısına Hristo koymuş.

Kocası gerçekten İznik’e mi gitti yoksa bu bir evliya uçuşu muydu diye merak eden okurlarımı aydınlatmak maksadıyla, dönemin Bahriye Nazırı Hamza Efendi’nin notlarını itina ile tatbik ettik. Çıkan sonuçlarda Hristo’nun İznik’e değil, daha yakındaki İzmit’e gidip geldiği, orada ise bir metresinin olduğu ve nanelerin de o kadının bahçesinden yolunduğu anlaşılmıştır. Eskilerin tabiriyle “çocuğu birine sucuğu diğerine” bir hayat süren zavallı Hristo Bey’in mezarı Eyüp Kabristanı’ndadır fakat sırdan sebep ziyarete kapalıdır.

Sufi ise bu şöhretin meyvelerini toplamakta gecikmemiş; hikmetinden sual olunmaz bir kararla cübbeyi çıkarıp papaz olmuş. Papazlık maaşıyla -o zamanlarda günah çıkarma başına 40 YTL, aforoz başına 140 TL’dir ki bu sayılar Sultan II. Mehmet’in surlardan içeri dalmasına kadar sabit tutulmuştur- kutsallığına inandığı o topraklarda, İznik’te, dokuz odalı bir apartman dairesi almış. Halkça İznik’te olduğu sanılan nane yaprağının toprağı tanrıdan gelse de tohumu beşer olduğu için itibarsız bir vaziyette solmuş. Yerini Papazın da taşındığını gören Türk yerleşimleri almış. Yerel halk da oraya yerleşti yerleşeli, pek de bir doğurgan oluvermiş. Kadınları da ardı sıra doğurmaya başlamış. Artık ya Hu’yundan ya suyundan.1

  1. 1516 yılında Ayasofya dehlizlerinde keşfedilen “İsa ve Kutsal Bilgelik” isimli kitaptan bir öyküdür. Yazarı bilinmemektedir. Cumhuriyet döneminde Hürriyet Gazetesi’nde Hacı Arif Bey tarafınca tefrika edilmiş olup orijinal nüshası Tarsus Deniz Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. ↩︎


Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin