kültür ve sanat içerikleri


Bilirkişi

Bir dil bilgisi kuralı vardı bize ortaokul ve lisede öğretilen: Birleşik kelimelerde kelimeyi oluşturan ögelerden en az biri asıl anlamını yitirdiyse, o kelime birleşik yazılır. Örnek olarak da, aslanağzı, camgöbeği… diye anlatırlardı. Hep düşündüm, neye göre belirleyeceğiz diye, bir kelimenin asıl anlamından kopup kopmadığını. Muhtemelen, tarihin bir noktasında, bir insan bu masum bitkiyi görüp şunu demiş: Aaaa, şu çiçeğe bak, bir aslanın ağzına benziyor! Bir arkadaşı da gülümsemiş, ve onaylamış: Hakikaten de bir aslanın ağzına benziyor. Aslan diye bir hayvan olmasaydı, ve bu melem canlı o hayvanın ağzına benziyor olmasaydı, ona aslanağzı neden demiş olalım? Bu durumda, aslanağzının aslandan ve ağızdan uzaklaştığını iddia etmek, akıl kârı mı, olacak iş mi gerçekten?

Tamam, anlıyorum. Dil bilgisi kuralları gereği, anlamsal unsur bağları, TDK’nin otoritesi falan… Sunun köhne argümanlarınızı. Sıkıntı şu ki, bizi yıllarca ayakta, veya daracık sıralarda rahatsız şekilde otururken uyuttular. Anlam buradadır, şuradadır, bu ikisinin arasında şöyle bir bağlantı vardır… Bırakın çocuklar ne istiyorsa onu anlasın. Bırakın, insanın nesneye yüklediği anlam üzerinde otorite, insanın kendisi olsun. Ucuz telefon kutusundan çıkan salatalık misali, ne maydanoz oluyorsun günahsız, küçücük veledin anlam algısına, hıyar herif! Hıyar dilbilgisi, hıyarto TDK, megahıyarto eğitim sistemi. Senin işin dil öğretmek, çünkü dil anlamın ölçüsüdür, dil anlama anlam katmanın, dolayısıyla hayata anlam katmanın, anlama hayat vermenin yoludur. Ancak siz, besleyeceğiniz yerde anlamı daraltabileceğiniz en cüce kategorilere hapsetmek suretiyle, yeni doğmuş insan çocuğunun henüz doğamamış düşünsel çocuklarını katlediyorsunuz.

Ne, sitemimde haklı olmadığımı mı düşünüyorsunuz? Yanlış düşünüyorsunuz. Düşüncelerim mantıklı ama üslubum mu yanlış? Pek de umurumda değil. Gelin, size bir örnek vereyim. Fıkradan banal, kıssadan kısa, olmasa da olur bir örnek. Ama günün sonunda aynı paydada buluşacağımızı düşünüyorum, sonuçta aynı toprakların evladıyız.

Bilirkişi kelimesini düşünün. Kelime birleşik yazılıyor evet, an itibariyle, TDK hazretleri aylık bunalım ataklarının sonucu olarak değiştirmedi, veya çift sayıda değiştirdi ise, hala öyle. Neden peki? Çok değerli TDK’nin anlattığına göre, böylesi bir birleşik kelimenin bitişik yazılabilmesi için anlamsal bir kopuşun tespit edilmesi gerekir, değil mi? TDK böylesi bir toplumsal gerçekliği tespit etmeyi bırak, arayacak uzuvlardan bile acizdir oysa. Bir acemi şansından hasıl olmuş olacak, “bilirkişi” güzel Türkçemizde bitişik yazılmalıdır evet, çünkü dilbilgisi kuralları gereği, kelimenin içindeki unsurlarla anlam bağı kopmuştur. Bilirkişi, “bilen insan” anlamından çıkmış, keyfi sosyal kalifikasyonlarla verilen medyatik bir nişaneye dönüşmüştür. Nerden mi biliyorum? Hadi canım, siz de biliyorsunuz, günün herhangi bir saatinde elinize kumandayı alıp Türk televizyonuna baksanıza. Sabah programına çıkan bilirkişilere bakın. Çocuk uzmanı, ruh sağlığı uzmanı, beden dili okuyucusu, zart psikoloğu, zurt uzmanı. Açıp baktınız mı acaba, bu insanlar hangi okullardan mezun olmuş, hangi bilimsel çalışmaları yapmış, bu çalışmalarda hangi metodolojileri kullanıp hangi kaynaklardan yararlanmış? Yok, bakmadınız, baksanız da bulamazsınız, bulsanız da tatmin olamazsınız. Öğle programları, güzel abiciğim, takım elbisesine, yuvarlak yüzündeki tombul yanaklarına kurban olduğum abiciğim, on yaşındaki çocuğa sor istersen, ekonomi öyle bir şey değil. Bir şeyler anlatıyorsun, alengirli terimler kullanıyorsun, amenna, retoriğin güzel, ama biz pratikte yıllardır aynı teorinin pratikte aynı şekilde sıvayışlarını deneyimliyoruz. Ve akşam programları… aaahhh, üzümlü keklerim… Siyaset uzmanları, tarihçiler, “araştırmacı” gazeteciler… Kamera karşısına bir daha geçmesin, nefesi mikrofonla buluşamasın diye üzerine para vereceğim insanların, milyonlara öğütleri… Bilirkişiymiş, yersen.

Hadi kendisini alanında geliştirmemiş, basit ve eskimiş bilgilerini kafamıza boca ederken bocalayan adamları biraz olsun anlıyorum, kötü bir iş yapıyor, ama en azından kendi alanında konuşmaya çabalıyor. Bunların yanında bir de tek bir alandaki uzmanlığının kendisine verdiği, ve canım toplumumuzun kendisinden alması gerektiğini bilmediği güçle her alanda fikir beyan eden herbokologlarımız var. Ad hominem bu arkadaşlar, beyden bayanlar merdivenden kayanlar, otobüs beklerken vapura binenler, size söylüyorum, felsefi bir safsataya alet oluyorsunuz. Ah o bilirkişiler var ya, yüzlerine söyleseniz neleri bilir sanırken bilmediklerini, söylediğiniz şeyin arkasındaki manadan da bihaber olacakları için, onu da anlamayacak, ve gelen her eleştiriyi yarı cehaletlerine katık ederek bilmeyi ve anlatmayı sürdürecekler. Ad hominemden doğan bir geri besleme kıyameti bu, yani o çok sevdiğiniz, bağrınıza bastığınız adamcağızların bilirkişiler olarak anılarak el üstünde tutulması, ve dolayısıyla toplumsal çürümenin en temelde aranması gereken yerin, dilin kirletilmesi, ve bu suretle…

– Hocam, kusura bakmayın, araya girdim, siz de hararetli hararetli konuşuyordunuz ama…
+ Söyle canım, sıkıntı yok.
– İnternetten baktım şimdi, “bilirkişi” kelimesinin birleşik yazılma sebebi, “kelimenin içindeki unsurlarla anlam bağının kopmuş olması”ndan ziyade, “Türkçede fiil kökenli bir kelime ile isim kökenli bir kelime bir araya geliyorsa o kelime bitişik yazılır.” kuralıymış. Hem de, vermiş olduğunuz örneğin TDK ile ilgili çıkışmalarınıza nasıl destek sunduğunu da pek anlayamadım, kelime verdiğiniz kuralı doğruluyor gibi duruyor çünkü. Ama helal olsun hocam, çok güzel ve güçlü bir retorikle konuşuyorsunuz, devam edin, zevkle dinliyorum ben.
+ …!!!… Şey… Teşekkür ederim… Nerede kalmıştım… Hah. (Öhöm.) Dilin kirletilmesi, ve anlamı içinde doğurması beklenen ifadelerin kendi anlamlarından uzaklaşması, anlam arayışımıza referans olması gereken yapı taşlarının inşaat alanından çalınmış olması dolayısıyla…



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin