Merhaba, bu Maksimize Hüseyin:

Kendisine maksimize hüseyin derler, çünkü hayatını hep maksimize ederek yaşar. Yemeği, içmesi, gezmesi, çalışması, öğrenmesi hep maksimize edilmiş bir dengede ve eleştirilemez bir saflıktadır.
Maksimize Hüseyin erken kalkar ve yol alır, acı patlıcandır kırağı çalmaz, onu her öldürmeyen her şey gerçekten de güçlendirir. Hani uzmanların uyarılarını akşam 19.00 haberlerinden dinlerisiniz ya!
“günde iki bardak türk kahvesi için!”
“paketli gıda yemeyin!”
İşte Hüseyin bunların hepsine riayet etmekten artık kendisi iyice bir uzman olmuştur. Sabah 6.30’da kalkar, sabah namazını kılar ve ardından evinin hemen dibindeki spor salonunda; kollar üç aşağı, bacaklar beş yukarı olacak şekilde idmanını yapar. Ardından evinde her sabah iki tane yumurta, bir tane roka yaprağı, bir tane rokanın sapı, ince öğütülmüş, iyice eğitilmiş tavuk suyu (bol pul biber ile), bir de kibrit tanesi kadar peynir tüketir. Dikkat edin kibrit tanesi kadar, kutusu bile değil. Sabah 9’u bulduğunda, yine evine çok yakın bir yerde kiraladığı ofisine gider ve kendi kurduğu şirketindeki son gelişmeleri dinleyerek mesaisine başlar. Şirketi, küresel ısınma ve hava savunma teknolojileri üzerine devlet destekli bir proje üzerine inşa etmiştir. Şu anda 60-70 tane çalışanı olup, Maksimize Hüseyin’in aylık geliri de yaklaşık 60-70 bin polonya frankıdır.

Öğle yemeğini odasına getirtir. Öğle yemeğinde de, tavuk suyu çorbası, enginar haşlama ve et küşleme yer. Yanında da içerisinde nane, limon kabuğu, bir tutam da zencefili bulunan şifalı içkisini içer. Dikkatli olun! Bu adam Vehbi Koç gibi alkol tüketmez. Çoğu zararlı olanın azı da zararlıdır. İçkiden kastım yalnızca bitki çayıdır. Yemekten sonra, odasının iç kısmına yapmış olduğu bölmeye geçer ve oradaki tertemiz, kuş tüyünden bazası, armut sapından iskeleti olan yatağına kıvrılır. Yarım saat, bilemediniz 31 dakika uyur. Öğle uykusuna riayet edenlerin daha uzun yaşadığı rivayet edilmiştir çünkü rivayetler riayetlere muhtaçtır.
Ardından, işyerindeki öğleden sonraki toplantılarına şöyle böyle katılan Maksimize Hüseyin, 15.30 gibi oradan ayrılır ve yakınlardaki bir umumhaneye gider. Orada ise temel ihtiyaçlarından pek bir kıymetli olanını şap şup yaparak gerçekleştirdikten sonra hemen soluğu sinema salonunuda alır. Dikkatli olun, tüm bu sahne geçişleri esnasında da maksimize Hüseyin’in kulağında kulaklık vardır. Onun bir anı dahi tüketmeden ya da üretmeden geçmez ki topluma yetişebilsin, hatta toplumun önüne geçebilsin ki topluma ve bireye dair derin ve isabetli analizler yapabilsin! Zaten, bu sayede tanınırlığı epey artmıştır. Hem Spotify’da yayınladığı 4 tane albüm -ki ikisi enstrümantal birisi de senfoniktir-, D&R’dan alabileceğiniz Zifiri Yayınları’ndan basılmış 7 tane kitabı- 2’si öykü 4’ü roman 1’i de gezi yazısı- linkedinde 13 bin takipçisi ve de youtubede 64 bin abonesi vardır. Neyse, Maksimize Hüseyin aynı zamanda bir sinefil de olduğu için soluğu sinema salonunda alır ve o hafta vizyonda ne varsa onu izler, son dönemde trend olan eski filmlerin de vizyona gelmesiyle beraber onları da izler. Odak süresinin herkesçe yerle bir olduğu çağımızda Maksimize Hüseyin’e asla böyle bir bela bulaşmamıştır. O sinemada izlediği gibi evinde de filmleri dört gözle izler, üstelik bazı rivayetlere göre Martin Scorsese’nin tüm filmlerini izlediği söylenmiştir. Hatta Scorsese’nin kendisini arayıp: “abartma amına koyayım” dediği sahih bir havadistir.

Sinemadan çıkan Maksimize Hüseyin bu kez de o gün semtinin hangi sahnesinde hangi güzel tiyatro oyunu ya da konser varsa onu izlemeye gider. Klasik müzik çok sever, rap müzik de çok sever. Maksimize Hüseyin’in sevmediği müzik türü, dinlemediği sanatçı haberdar olmadığı şarkı yoktur. Görüşü bol, vicdanı hür, irfanı pürdür. Diyelim ki o gün Türk Sanat Müziği konseri var. Maksimize Hüseyin hemen oradaya damlar. Arkadaşlarını çağırır ve beraber eğlenirler. Kanun aşağı ney yukarı, hicazkar orada peşrev burada eğlenceye eğlence demezler. Siz sanırım bu Maksimize Hüseyin’i çok yalnız ya da 31ci falan sandınız fakat o epey de sosyaldir. E bir güne 24 saat koyan Allah, sürekli koltuğunuzda kıvranıp reels kaydırın diye mi bunu yapmıştır? Hayır! Gezin, görün ve sosyalleşin diye yapmıştır. Maksimize Hüseyin de hem etkinlik öncesi hem de sonrası arkadaşlarıyla sohbet eder, onları dinler, şakalarına eşlik eder ve o da pek çok şaka yapar. Çevresindeki herkes Maksimize Hüseyin’e imrenir:
“Aa Hüseyin ne iyi adamsın, her şeyi de biliyorsun.”
“Aa Hüseyin sana hayranım ya, tam örnek alınacak adamsın. Bak bi de benim ‘adam’a! Kös kös otursun evinde televizyon izlesin. Adama televizyon değil, vizyon gerek a canım!”
Hüseyin tüm bu övgüleri kabul eder ama asla pohpohlanmaz ve narsistleşmez, bu övgüleri de kendi acizliğine ve bilgisizliğe karşı bir kırbaç olarak kullanır ve hep daha maksimize ve ideal olan aksiyonları almaya devam eder.
Gece olduğunda ise güzelce bir duş alır fakat tahmin edin nasıl bir duştur bu? Düşünün biraz, biraz daha düşünün. Yok yok bunu şimdi söylersem ayıp olur. Hikayenin en sonunda söyleyeceğim nasıl bir duş aldığını, siz düşünekoyun. Duştan çıkan Hüseyin, gür saçlarını tarar, dişlerini de fırçalar. Fırça ile dişini tarar, tarak ile saçını fırçalar. Artık yavaş yavaş uyku vakti gelmiştir. Salonuna geçer ve ışığı loşlaştırarak IP TV’sini bir açar. Uyumadan önce o sıralar hangi diziyi izliyorsa ondan bir bölüm izleyecektir. Özellikle de IP TV kullanır, e maksimize adam HBO Max’a 250 TL verecek kadar enayi değil ya! Bir bölüm dizi izler fakat geç saate rağmen asla uyuyakalmaz! Dizinin bölümünü sonuna kadar izler, televizyonunu kapatır ve usulca odasına geçer. Birkaç günde bir de eğer aklında bir mesele varsa youtube’a içerik kaydeder fakat genellikle kaliteden ödün vermemek için asla video çekmek için video çekmez! Son bir portakal suyunu içer, içine biraz nane katmıştır. Sonra mışıl mışıl uykuya dalar. Ve yine sabah 6.30’da benzer bir döngü başlar.
Gördünüz, örnek alınası bir hayat. İlber Ortaylı, gel de bir ömür nasıl yaşanır gör: Dolu dolu! Sen konsolos çocuğu oldun da Avrupa’yı gezdin diye ömür yaşamış olmuyorsun be adam. Hatta Nazım! Bu adam “Yaşadım” demesinde ne desin. 70inde zeytinini de diker, 80inde de en kralını ….

Eee, Maksimize Hüseyin’in bir günüdür böyledir. Değerli okur, kuşkusuz bu hikayeden çıkarılacak nice ibretler vardır. Olur da Maksimize Hüseyin’in bir parçasına dahi uymak isterseniz ne mutlu size! O zaman görüşmek üzere! Camlarınız boğuk, etrafınız çocuk, kumandanız bozuk ve de duşunuz soğuk olsun!



Yorum bırakın