kültür ve sanat içerikleri


Bir Yusuf Masalı ve Taşlara Veda

Sözüm ona günahların çarşaf çarşaf önümüze serildiği şu günlerde, kendimizi gündeliğin banal ama bir o kadar çekici meşgalelerinden alıkoymak gerçekten mümkün değil. Bu yazıda çıkıp da kimin kimle ne yaptığını bir magazinci veya muhabir gibi tartışmayacağım, bunlar gelip geçici şeylerdir. Değerli olan böylesi gündelik olaylarda olayın kendisinden soyutlanıp örtülü bir ders olup olmadığını anlamaya çalışmaktır. İşte bu sebeple ben de bütün bu kargaşanın içerisinden geriye dönüp baktığımda ne hatırlamak istiyorsam onları yazacağım.

Yusuf kıssası muhtemelen Türkiye’de en iyi bilinen peygamber kıssalarından birisidir. Bunda herkesin en az bir defa denk geldiği o meşhur tek sezonluk dizinin payı muhakkak yadsınamaz. Meşhur rüya anlatıları, kuyuya atılması ve tabii ki Züleyha… Bu kıssanın ilahi bir mesaj olarak bana en ilginç gelen kısmı bir efendi olan Züleyha’nın Yusuf peygamberi “günaha” davet ettiği andaki durumu ifade eden ayettir (12/24):

Kadın onu kesinlikle arzulamıştı; eğer rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadını arzulardı. Böylece onu, kötülükten ve ahlâksız bir iş yapmaktan uzak tutmak istedik. Şüphesiz o samimi kullarımızdandı.

Bu anlatıdaki inceliği kavramanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bir peygamber olmasına rağmen Yusuf ancak ilahi bir ilham ile kendini günahtan koruyabilmiştir. Bu ayeti okuduktan sonra her birisi sıradan insanlar olan bizlerin ve çevremizdekilerin hataları konusunda acaba neler düşünmek doğru olur?

Şu bir gerçek ki çok merhametsiziz. İnsanların içerisine düştüğü hatalar konusunda düşene bir tekme de benden mantığıyla yaşıyor, altta kalanların sırtına basa basa yükselmeye gayret ediyoruz. Oysaki insan çoğunlukla hatalarının ürünüdür. Başarı, tabiatı gereği, nadir başımıza gelen bir olaydır ve her yol ayrımı için yanlış cevapların sayısı doğru cevapların sayısından fazladır. Böylesi bir var oluş dahilinde insanın hatasız bir hayat sürmesi olanak dahilinde değildir.  Hatalıya tekme atanın hatayı işleyenden daha az günahı mı vardır hayatında?

Bu yazıyı bir ahlak terazisine döndürme niyetinde değilim. Hatta bebekleri diri diri yakanlarla, yedi yaşında sıra arkadaşının uç kutusunu çalanın eşit derecede hatalı olmadığının ben de farkındayım. Bununla beraber “Herkes günahkâr ne yapalım, insanlara karışmayın gayri” diyerek hataları normalize etme yanlısı da değilim. Demek istediğim daha ziyade hatanın tabii olduğunu bilerek karşı tarafa bir nefes payı bırakmak.

Günahı olmayanın kemâle eremeyeceğini düşünenlerdenim. İnsani olan kendi hatalarımızı kemâle vesile kılmak, başkalarının hataları üzerine ise fazla kafa yormamaktır. Özellikle de etki alanımızın dışındaki insanların hataları üzerine…

Etki alanı kavramına biraz daha odaklanalım. Bazı insanlar vardır ki onlarla iletişim kurabiliriz. İletişim kurmaktan da öte bazı insanlar vardır ki onlara hatırımız geçer, sözümüzü dinletebiliriz. Böyle insanların hatalarını gördüğümüz vakit bu hata üzerine kafa yormak ve belki karşı tarafla bunun üzerine konuşmak bir anlam teşkil edebilir. Bugün dinlediğimiz ve çene çaldığımız nice olay ise bu kapsamın dışındadır. Üstüne üstlük bunlar üzerine kafa yormak çoğu insana ahlaki veya felsefi bir getiri de sağlamaz. O vakit sorarım ne hata edene faydası var ne de hata üzerine gevezelik edene, neden bu kargaşa?

Bu noktada belki de linç kültürü, sosyal medya personalarımız, vakit öldürme, gündem değiştirme ve daha nice noktaya dallanıp budaklanabiliriz. Peki gerçekten bu kadar kafa yormaya gerek var mı?  Zaten hepimiz ilk taşı kimin atması gerektiğini bilmiyor muyuz?

Bu seferlik bu eksilte kısalta yaptığım anlatıyı lütfen mazur görün. Bir denemeciye yakışmayacak şekilde soruları önünüze ufalayıp çekip gittiğimin farkındayım. Bunu yapmamın sebebi defalarca kez yazılmış çizilmiş şeyleri tekrar etmek istememem. Bu yazı –öncelikle kendime- sonra da okuyanlara hızlı bir hatırlatma olsun istiyorum, o kadar.

Hatırlatma demişken, bir dönem Cuma hutbelerinde Arapçası okunup Türkçesi zikredilmeyen bir hadiste de dediği gibi: “Günahtan dönen onu hiç işlememiş gibidir.” Bunun da Türkçesi neden zikredilmez bir türlü anlamış değilim.  



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin