kültür ve sanat içerikleri


Krem Karamel

kuş, kitap, ağaç, kahve

Kahvesini kitabın üzerine koydu. Sakin tavırlarla sanki daha önce dökmemiş gibi masasına yerleşti ve her zamanki gibi kalemini alıp bir şeyler karalamaya başladı. Üzerindeki gri hırka bile sıcaktan terlemeye başlamışken kendisindeki bu ferahlık hissini anlamlandıramıyordum.

  “Ölmek istiyorum Krem.”

  “Neden Karamel?”

  “Çok sıkıldım, yaşamımdan, monotonluğumdan. Hayatımın bu kadar kısa sürecek olması benim her anımı doyasıya yaşayabilmeme neden olmuyor. Doyasıya yaşamak da nedir bunu bilmiyorum. Öğrenecek o kadar çok şey var ki. Dünyanın bütün sahillerinde gezip, bütün ormanlarında gezip her bitkinin altında ne var diye araştırmaya koyulsam bile bu sadece yapabileceğim şeylerden biri. Artı, sadece dünya yok. Ya da en azından öyle sanıyoruz. Sen doyasıya yaşadığını düşünüyor musun?”

  “Düşünüyorum elbette. Bilgidir ki zaten yaşamak. Her şeyi öğrenemezsin, araştıramazsın. Bütün tarihi ezberleyemezsin. Onu tarihçiler yapar. Bütün sosyolojiyi ezberleyemezsin. Onu sosyologlar yapar. Ben sadece o anda ne yapmayı istiyorsam onu yapıyor ve öğreniyorum. Ve aslında sendeki bu öğrenme isteği seni yapan şey. Ne zaman bu sorgulaman ve depresif hissin bitse o zaman gerçekten öleceğini biliyorsun, değil mi?”

  “Bilmiyorum Krem. Bana artık hayat yaşanılası gelmiyor. Sanki dünyada gerçekten yaşayan sadece yüzde birlik bir kesim varmış ve ben de o dilime girebilmek için çırpınıyormuşum gibi geliyor. Ama aslında doğuştan o dilimde olmak lazım sanırım. Yıllardır öğrenmekten bıkmadım, tecrübe etmekten sıkılmadım ama yine de yaşamıyorum.”

  “Madem bu kadar memnuniyetsizsin neden öldürmüyorsun kendini. Bir kere denedin zaten. Az kalsın da yakalanıyordun, biliyorsun. Herkes öğreniyordu. Şanslıydın ki kurtuldun ve hatırlarsın ki Tanrı’ya o kadar çok teşekkür etmiştin ölmediğin için.”

  “Ama o zaman âşıktım. Sevdiğim biri, daha doğrusu bi hayat vardı. Ben hayatımı bir hayatın varlığına adamıştım. Bu sadece onun türüyle alakalı bir şey değil, ya da kişiliğiyle. Sanırım yaşayabilmem için kendi hayatımın varlığı yetmiyor, bir kişiyi sevmem ve onunla beraber en az iki hayata sahip olmam gerekiyor ki, yaşayayım. Ama gerçekten yaşayayım.”

  “O senin bahanendi. Kaybedeceğini biliyordun. Onu kaybedeceğini biliyordun ve sırf kendini üzebilmek için onu sevdin Karamel. Gerçekten. Belki sen böyle düşünmüyor ya da hissetmiyorsun ama istemeden de bu şekilde davranmış olabilirsin. Sendeki en büyük eksik olan şey kendini koruma içgüdün yok. En temel arzumuz ve beynimizin yapmasına mani olamadığımız tek şey yaşama dürtüsü ve sende o yok. İstersen şuradan aşağıya atla ya da havasız bir ortama girelim. Senin hiçbir tepkin olmayacak.”

  “Sen neden bu kadar mutlusun? Sen yaşadığını düşünüyor musun? Ya da yaşıyormuş gibi bir taklit mi yapıyorsun? Ben senin hiçbir konuda pişman olduğunu görmedim. Hiç mi hayıflandığın bir şey yok?”

  “Var tabi ki. Ama bu pişmanlıklarımı dert edinmek yerine kabul ediyorum. Bunlardan dolayı üzgün olduğumu kabul ediyorum ve üzülüyorum. Benim yaptığım temel şey kötü hislerin kötü olmadığını kabul etmek. Hayal kırıklığı hissini yaşamam için vücudum bana baskı yapıyor ve ben neden bu hissi yaşıyorum diye sorgulamak yerine dibine kadar hayal kırıklığını yaşıyorum, emiyorum ve kurtuluyorum Karamel. Sen sürekli kendini sorguluyorsun. Sanki sürekli mutlu olman gerekiyormuş ya da bir şeyleri eksik yapıyormuş hissine kapılıyorsun. Ve kötü hissedince kendini ya da hayatı suçluyorsun. Oysa ki şanslısın ki kötü hissediyorsun.”

  “Çok hayalperestsin, çok polyannacılık yapıyorsun. Ya da gerçekten bir sorun, sıkıntı yaşamadın. Farklı bir yerde hayata gelseydin, farklı, kötü, dandik bir kütüphanede olsaydık da aynı şeyleri mi derdin? O zaman hayatı suçlamaktan başka akla mantığa uyan bir şey olmadı ki! Hayat suçlu. Pek tabi suçlu. Bana bu kötü hisleri, ölme arzusunu veren yaşamım, ya da Tanrı’m kimse o suçlu işte. Ve ben de onların beni bu şekilde cezalandırmalarına katlanamıyorum. Kaderimi başkasının belirlemesine dayanamıyorum. Bu yüzden ölmek istiyorum. Yok olayım, yanayım. Gerçekten bu sefer deneyeceğim ölmeyi ve yine başaramasam da pişman olmayacağım. Söz.”

  “Bu sefer o meşhur aşkın yok tabi. Bahanen yok. Beni özlemeyecek misin ya da şu adamı.”

  “Artık şu adam mı olduk onunla. Artık o bile sapıttı. O kadar saçma sapan bir uyku düzeni var ki. Artık geceleri yaktığı mecalsiz lambanın ışığından bıktım. Bir gece ağlar bir gece kahkahalar atar. İnsanlar gelir, arkadaşları gelir bağırırlar, çağırırlar. Bir şeyler yazar üretir, siyaset konuşurlar. Sanat tartışırlar, hayatın anlamını konuşurlar ve aşık olurlar konuşurlar. Boş hepsi. Zaman biraz daha ilerlesin diye yapılan vakit harcamaları. Geçen gün bir kız bile attı buraya hatırlıyorsun. Sanki bir buralarda değilmişiz gibi saatlerde seviştiler burada. Ben bakmaktan utandım adam içeride yatak odası varken kütüphanesinde seçilmekten utanmadı. Kısacası ilk başlardaki aşık olduğum bu adam yok artık. Yaş aldıkça hayatı koyverdi. Eskiden çok manalı şeyler karalardı, asardı, bakardık. Şimdi yok Krem, yok.”

  “Hani sen kimsenin hayatına karışamazdın Karamel. Sana ne adamdan. Bana da karışmazdın, o kadar sevdim sevildim, terk edildim, aldattım ama hiç laf etmedin hep yanımda durdun. Sahi, madem öleceksin de, beni özlemeyecek misin?”

  “Özlemek için yaşıyor olmam gerekiyor. Ölünce yaşamayacağım ve seni özlemeyeceğim de. Seni özleyecek olsam ölmezdim zaten. En kötü günlerimde yanımdaydın.”

  “Şu an da yanındayım.”

  “Bugün en kötü günüm değil, ölüyorum. İyi bir gün.”

  “Pişman da olmayacaksın. Ya o da seni sevseydi. Hayata onun sayesinde tutunduğun adam seni sevseydi şu an ölmekten vazgeçer miydin?”

  “Bilmiyorum, belki de olurdum. Memnun oldurdum. En azından sürekli konuşabileceğim ve dertleşebileceğim bir hayat arkadaşım olurdu.”

  “E madem ölüyorsun, ne kaybedersin ki? Sorsana.”

  “Yok hayır, benim sevgim o zaman için geçerliydi. Şu anda manası da yok. Şu anda seni seviyorum dese de nafile. Ben vazgeçtim.”

  “Peki sen bilirsin Karamel. Emin misin?”

  “Eminim. Saat de geldi.”

Adamın ayağa kalkmasını beklemeye başladı. Saat her 8 olduğunda kapı çalar ve postası gelirdi. Bir anda kalktı ayağa. Bunu fırsat bilen Karamel sallandı bir anda ve üstündeki kahve bardağını devirdi, kendi üzerine sıcak kahve döküldü. Artık bir şey hissetmiyordu. Adam büyük bir küfür savurdu. Hemen bardağı kaldırdı. Kapıyı açtıktan sonra tuvaletten peçeteleri getirip yeri sildi. Eline Karamel’i aldı baktı, kitap artık okunmayacak hâldeydi. Fırlattı çöpe.



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin