Yeşilin en kara ulakları karşılıyor beni. Selam alıyor, selam veriyorum. Titrek silüetler hiç konuşmadan önümüzdeki saatleri aktarıyor bana. Onlar susacak, ben kendi kendime sayıklayacağım. Onlar duymayacak, ben kendi sesimin yankısıyla avunacağım. Bir dizi ağaç, dalları sarmaşık misali dolaşık. Her adımımla yeniden eklemleniyor budaklar, gövdeler eğiliyor. Ve anlıyorum: Baltık ormanlarındayım.
Yürüyüş rutubetli, yürüyüşüm paslı. Yürüyüş sükunetli, yürüyüşüm yaslı. Sanki koca bir ekosistem nefesini tutmuş, şaşkınlık nemli bir dalgınlıkla sonraki adımım üzerine bahse giriyor. Börtü böcek ayağımın altında kaçışıyor, orman adeta kendini benden geri çekiyor. Tek bir ışık huzmesi süzülmüyor koyu ulakların kanatları altından. Oysa ben, görüyorum.
Yürüdükçe zaman ve mekân mefhumumu kaybediyorum. Gün ışığıyla vedamın üzerinden çok zaman geçti, ama ben her şeyi daha net algılıyorum. Orman, gözlerimi aldı. Ve bana görmeyi bahşetti.
Yürüdükçe dallar daha bir davetkar, ağaçlar daha bir yakınsak geliyor. İçim ısınıyor. Kovukların derinlerinden yükselen bir ısı dalgası, hücre çeperlerimi kuşatıyor. Bu, ait olma hissi. Bu, ev.
Açıklık bir alana varıyorum. Yeşilin kara ulakları yüreklendirici dokunuşlarda bulunuyor sırtıma. Ürkek bir dokunuş, ve anlık bir geri adım. Bir şeyden çekiniyorlar, belli. Bu ormana yeni bir hayat getirdiler, ve bu gerçeklikle başa çıkmak onları zorluyor. Kendileri de bir zamanlar aynı loş patikadan geçmişti.
Açıklığın en ortasında duruyorum. Ormanın merkezi, artık benim. Aynı anda üç şey fark ediyorum: Fısıltılar susuyor, havada korkunç bir reyhan esintisi var, ve kalbim gümbür gümbür atıyor. Bastığım toprak, kendi içsel ritmimi koca bir ormana yayıyor. Dallar göğsümle beraber inip kalkıyor.
Bir bakıyorum ki, gözlerim kendiliğinden kapanmış. Onlara artık ihtiyaç duymuyorum. Bir bakıyorum ki, orman etrafımdan kalkıp, zihnime sığınmış. Her bir ağacın her bir uzvunu, kendi devamımmışçasına algılıyorum. Ormanın kalbi bende atıyor.
Bir anda, yeşilin kara ulaklarını tekrar görüyorum. Saklandıkları karanlıktan çıkıp, peçelerini açıyorlar. Gördüğüm yüzler çok tanıdık, ama bu beni şaşırtmıyor. Kardeşim yanıma usulca yürüyor. Yüzünde, bebekliğinden beri tanıdığım bir gülüş var. Sarılıyorum.
Ani bir acıyla irkiliyorum. Kardeşim, gözünde yaşlar, geri çekiliyor. Ben, sırtımda ince bir sıcaklık, öylece dikiliyorum. Bütün orman nefesini tutmuş, bir sonraki nefesimi dinliyor. Ne yapmam gerektiğini anlıyorum. Elim, kendiliğinden arkaya uzanıyor.
Bıçağı çektiğim gibi kalbime saplıyorum.
Bütün duyularım amansız bir feryatla doluyor. Bedenimi içgüdülerime teslim ederek var gücümle koşmaya başlıyorum. Acı nerede bitiyor, ben nerede başlıyorum, kestiremiyorum. Gözlerim yuvalarına geri döndüğü an onları açıyorum.
Bir açıklıktayım. Karşımda bir orman, arkama bakmaya tenezzül bile etmiyorum. Bir şey çağırıyor beni, bir his, sessiz bir ses. İçimde bir kesinlik duygusuyla hareket ediyorum. Yapraklar hışırdıyor, sanırım birilerinin dikkatini çektim, ağırlanacağım.
Yeşilin en kara ulakları karşılıyor beni.
Mayıs 2024


Yorum bırakın