kültür ve sanat içerikleri


motokurye terörü

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Kaf Dağı’nın ardında uzak bir ülkede
Kozu paylaşmak için iki düşman kabile
Seçtiler iki civan sürdüler meydane


Gündüz Bey’i tanır mısınız? Hani ya şu Etilerli Gündüz Bey! Galiba tanıyamadınız. Fakat tanınacak bir çocuktur. 

Vakitlerden birinde, insanlık hala yeryüzünde dolanıyor, inekler hala otluyor ayçiçekleri hala güneşe bakıyorken; Etiler’de aynı sitede bulunan 3 villası, Bayrampaşa’da bir kuruyemişçi dükkanı, Kırıkkale’de de bir tane bakkal dükkanı bulunan Gündüz isimli pek hodbin bir adam vardır. Bu da onun hayatının bir safhasının öyküsüdür. Gündüz Bey 3 villasının birinde kendi yaşamakta, diğer ikisinde de üç çocuğundan ikisi yaşamaktadır. Diğer çocuğu ile arası biraz ihtilaf içerisinde olduğundan dolayı ondan epeyce bir vakittir haber alamamakta, hatta almak için de çaba sarf etmemektedir. Bu üç çocuk iki farklı anneden ve de iki farklı babadandır. Babası başka bir adam olan çocuğun annesi de Gündüz Bey’in diğer çocuğunun da annesidir, bu annenin babasının ise bu öyküyle bir ilişiği yoktur.

Gündüz Bey Osmanlıdan kalma adetleri kendisine hayat edinmiş, biraz çarpık batılılaşıp düzgün güneylileşen nadide insanlardandır. Kendisi epey salak ve maldır. Salak ile malın farkını temyiz edemeyecek kadar aptal, bunu istemsizce dışa vuracak kadar da topluma bir tehdittir. Bütün mal varlığı dedesinin zamanında Bostancı’dan aldığı 3 dönümlük arsaya dayanan Gündüz Bey, ki bu arsa şu anda lunapark ve gösteri merkezi olarak insanları eğlendiriyor, hayatını evde yatıp yuvarlanarak televizyon izlemek ve akşamları da Aşiyan’a inip kendi cinsinden olup olmasını umursamaksızın insanların kalçalarını kesmektedir. Özellikle, gece vakti yürüyüşe çıkan ülkenin müreffeh, muasır ve muteber kesminin bellerine bağladıkları ceketleriyla volta ve olta atmalarını büyük bir özen ile takip etmektedir. Yunan’a taşınan Teoman’a ya da birkaç bin yıl önce yaşadığı iddia edilen Zeus’a taş çıkartacak bir azgınlık ile dolup, taşamamaktadır.


Biri aslan yürekli marur kartal misali
Biri ürkek bakışlı anka kuşu sanki
Çektiler silahları çünkü ilahlar kurban ister
Töreler aşk dinlemez yalnız emreder


Günlerden bir gün, Gündüz Bey bir gündüz kuşağı programını havuç yerken takip etmekte iken cep telefonu çalar. Okyanus ötesinden bir ses gelir:

—Gündüz Bey, merhaba ben Saint Antonio Spurs’den arıyorum, der. Gündüz Bey uzun süredir bir insanla konuşmamış olacak ki şaşkınlıktan tek ayağındaki terliği bir manevra ile avizeye doğru savurur.

—Merhaba, buyrun.

—Gündüz Bey duyduğuma göre epey ebleh ve dangalak biriymişsiniz.

—Doğrudur efendim.

—Sizden bir arzumuz olacak. Dış güç olarak biz, yani Saint Antonio Spurs, bir Fransız-Amerikan özerk bir devletiz. Tipimiz Fransız, kültürümüz Amerikan, lafzımız Türkçedir. İzlanda açıklarında birkaç elin parmağını zor geçecek milyon kadar insanız. Sizin ülkenizi hem dünya hem de ülkemiz açısından büyük bir tehdit olarak görmekteyiz. Bu büyümeyi engellemek adına sizinle işbirliği yapmak isteriz. Daha önce pek çok başarılı bölücü örgütlerle büyük bir azim ve fedakarlık ile çalıştık. Yeri geldi böldük, yeri geldi söndük. Halkınızı memnuniyetten noksan kılmak, devletinizin de terakkisini men etmek adına pek çok hamle gerçekleştiriyoruz. Siz de ebleh biri olduğunuz için, sizi de bu sürece dahil etmek isteriz.

—Tabii, efendim buyrun, seve seve. Bu görev beni onurlandıracaktır. Ben de ne yapsam ne etsem de şu garip dünyada bir işe yarasam diye arzuluyordum.

—Elbette, bu karşılıklı bir his, şüphe etmeyin. Tek şartımız bunu gizli tutmanız. 

—Tabii ki, gizli ne kelime. Bir elin verdiğini öteki el görmemeli derler ya hep!

—Haklısınız Gündüz Bey. Sizden isteğimiz, paranızı bizim için çar çur ederek binlerce motorsiklet almanız. Bunları muhtelif köprü altlarına bırakarak, ülkenizde ne kadar amacını yitirmiş, bir dala tutunmak konusunda güçlük yaşayan, ekseriyetle de kenar mahalle oğlanı varsa onların bu motorları bulmalarını sağlamak. Nihayetinde de zaten çarklar birbirini tetikleyecek, bir de gayemize ulaşacağız, dedi. Gündüz Bey çok heyecanlanmıştı. Uzun zaman sonra o da kendisine bir ideal bulmuştu. Hayatı pahasına savunabileceği bir davaydı bu. Sonunda bu dünyada bir baltaya sap olabilecek ve şanlı bir dava uğruna savaşabilecekti. Hem de omuz omuza, dip dipe, cephede; tıpkı Çanakkale Cephesi’nde şanlı Türk ordusunun yedi düveli dize getirmesi ya da Ulu Önder Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nda Yunan’ları denize dökerek bu milletin uzun süredir devam eden kusmuk talihini yerle bir etmesi gibi.


Hamburger gençliğin sevgilisi
Hamburger sevdanın yanık sesi
Hamburger çift kaşarlı bir rüya
Hamburger olmaz güzelin böylesi
Biraz soğan biraz ketçap
Salata malata hardal ketçap


Gündüz Bey hemen tanıdığını bütün motorsikletçi arkadaşlarını aramaya başladı. Rehberinde sadece hatırladığı tüm motorsikletçilerin numaralarını bulmakla kalmıyor, M harfiyle başlayan herkesi de arıyordu. Hatta Y harfiyle başlayan herkesi de arıyordu fakat bunu neden yapıyor kimse anlamıyordu. Herkese daha fazla motorsikletçi açmalarını, dış güçlerin benzin fiyatını arttırma vaatlerinden dolayı daha fazla motorsiklet satabileceklerini söylüyordu. Türkiye’deki kargo trafiği, tüketim çılgınlığı ve de zincir market tahakkümü ile burada büyük bir potansiyel olduğunu Saint Antonio Spurs’ten arayan kadının cümlelerini kopyalarcasına insanlara anlatıyordu.

Tüm bu çabaların ardından Gündüz Bey, çocuklarının olmayan çabalarına rağmen parasını ve emeğini bu ideale saçmıştı. Çocukları henüz 3 ve 5 yaşındyaşlarındayken babalarının dalgalaklığını keşfetmiş olacaklar ki, büyük ısrarlar ile babalarını kapıp nüfus müdürlüğüne götürmüşlerdi. Henüz iki ayak üstünde durabilmeyi ve düzgün cümle kurabilmeyi yeni öğrenen bu iki çocuk iki tane villayı “aman ileride babam bize bırakmaz da, karıya kurda yem eder” endişesiyle kendi üzerlerine geçirdiler. Hukuken bu mümkün olmasa da babanın vahim durumu karşısında şoka düşen nüfus memuru çocuklara duyduğu üzüntüden dolayı bir çırpıda emeklilik fonundaki parasını basıp mebus oluverdi. Ve artık, çocukların da mülkiyet sahibi olabileceği o yasa tasarısını meclisten geçirerek, bu iki çocuğa birer Etiler villası hediye etmiş oldu. Bundan olacaktır ki; çocuklar ne zaman kötü hissetse, hayatlarında bazen yalnız ve amaçsız hal edinseler, hemen babalarının kapısını çalıp yüzüne bir güzel tükürürlerdi. Bu adet, böyle geldi hep hala da böyle devam etmektedir. Ne de olsa, damadın yüzüne tükürmüşler, nerede benim gerdeğim demiş.


Lahmacun lahmacun
Dünyayı dolaş benzeri yoktur edalı işveli lahmacun
Sen sofranı kur yemeyen toktur şifalı cilveli lahmacun
Mis gibi tereyağ envai bahar biberli sumaklı lahmacun
Beş dakika pişir tam orta karar ceylan bakışlı lahmacun


Dış güçlerin yardımıyla saat gibi işleyen bir sistem kurmuş olan Gündüz Bey, yasalara karşı bir suç işlemediği için, insanlara bir ekmek kapısı açtığı, ekonomiyi beslediği ve de vergi rekortmeni oladuğu için pek memnundu. Hayatına bir anlam, istikbaline bir parıltı katmış; cebini hafifletmişti. Zaten, merhume dedesi hep derdi: Bir insan cebinde ne kadar az Fatih gezdirirse o kadar zengindir. Tabi Gündüz Bey buradaki Fatih’i hala anlayamamış olsa da biz bunu Gündüz Bey’in hayatına maruz kalan sefil okurlarımıza açıklayalım. Gündüz Bey’in dedesi Tan Bey’in -evet ismi Tan’dır, nitekim oğlunun da adı Şafak’tır ki Gündüz Bey ile nihayet aileye güneş doğmuştur- Fatih’ten kastı eski banknotlardaki en değerli paraya şan katan Sultan II. Mehmed’dir.

Bu süreçte Gündüz Bey’in tek bir gelir kaybı olmuştur. O da Kırıkkale’deki bakkalından gelen kiradır. Aylık 14000 TL aldığı bu garip dükkandan gelen parayı itina ile her ayın ilk 6. gününde banka hesabından kontrol ederdi. Fakat bu ay paranın gelmediğini fark ederek bakkalın, yakınında açılan SİK marketler zincirinden dolayı kapandığını öğrenmiştir. “İnsan ettiğini bulur” ya da “maymun sıçrayan sidiği işediği ağaçtan bilir” diyen atalarımızı yanıltırcasına bir dünyada yaşayan Gündüz Bey’in tek kaybı da bu olsun!

Vel hasılı kelam, Gündüz Bey’in cahilliğinin tezahürü olarak sokaklarda caddelerde; Saint Antonio Spurs örgütündeki kadının da dediği gibi halkın memnuniyetini noksan kılan, devletinizin de terakkisini men eden sinekler görülmektedir. Bu sineklere karşı milletçe yapmamız gereken tek bir şey vardır. O da; hep birlikte, ayrışmadan, çatışmadan, birbirimize karşı kinlenmeden bütünleşebilmek ve devletimize destek olmaktır, onun gücüne güç katmaktır. Gündüz Bey gibi kendi ruhunu ve midesini düşünen şarlatanlara fırsat vermeksizin, devlet büyüklerimizi ve bizi biz yapan, kardeş kılan kültürümüzü yaşatmaktır. Unutulmamalıdır ki, devletine ve örfüne karşı gelen bir milletten ne köy olur ne de kasaba.


Her yeni doğan bebek yeni bir dünya demek
Aç gözünü hoş geldin lahburger bebek
Onlar erdi murada kerevet bize kaldı
Bu yarışta bayrağı lahburger aldı

Pek selamatle,

Selamet Partisi Ardahan Milletvekili,
Ahmet Mithad Mecmuat.



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin