kültür ve sanat içerikleri


Naaş Kuyruğu

Epriyen kumaşı güvelere teslim bir alezin
çok olmuş toprağımız solucanları öleli
raks ediyoruz nafile bir yağmur duasında
tozlar kaldırıyor yanardöner paçalarımız
tozlar yutuyor anılar sarı bir parşömende
filtresiz bir şöminede ısınıyor kemikler ve
sarayın zehri nüfuz ediyor bütün haneye
Bıçaklar kalkıyor üç öğün gırtlak aşağı
çile çekiyoruz soyağacının kırık gününe
kanımızı kanımızla bağlıyoruz kanaatlerine
uygun düşüyoruz öncüllerine hüviyetin
ve esamesini okutmuyoruz hürriyetin


Kapatsak göreceğiz aslında gözleri
keten perde inik, tül perdeler çekili
transparan bir mahremiyetin hayali
şevkle dolduruyor, yakıyor içerimizi
ve ısınıyor evimiz sevgitanımaz ateşle
Elimizdeki başkaldırı, koşulsuz itaatin
temsilinin koşullanmaya koşulmasına
dirilmesine matemin, akşam ezanı ile
çökmesine temsili bir tehdidin üstümüze


Helvası zaruriyetten yendi içtenliğin
içimiz koşturacak dışımıza, utanmasa
uslanmasa da ıslanır dağınık saçları
Kaytaran başlar gömülü duvarlarda
bir ev yemeğine hasret çocukların
lenfleri dayaktan boğum boğum
ellerindeki seçme seçilme özgürlüğü
tekelinde ar damarı çatlak zeminin


Kardeşin keleşini dayaması ciğerine
bombalar yağarken alın çeperine
iğreti bir iğneleme ile kapanan ağızların
pembe dudaklarını kaybetmek üzere
yaprakları dökülüyor, her vatanın
buz devrine atanmış kömürlü testere
yerini bırakırken gün alası bir kesere
batan batana, kesen kesene
“bir dur desene!” diyecek kimse dahi
soluk alamamış, turuncu kollarından
ahı tutmuş, kimsesiz bir avuç fedai
kazılıp atılıyor izbe şehit banklarından
ve toprak oluyor kan, susayan bir barış
Ot bitmez, tüy bitmez sarkık bir deriye
geçiriliyor bir inşânın bam teli
son insanın ölümünün bir karış müjdesi
ince ince serpiliyor beyaz kavaklara
ve yelleri sürüklüyor bir nesli
sessiz sedasız, düşkün ormanlara


Yumrulu vücudu üzerinde
bir tırtıl gibi sürünen bir gazinin
bir günü kadar önemliydi işte mevzubahis
Bir dizi sembol ile takası bir dizi uzvun
borcuna işleyen, alacaklı seyirirken
bizden taksit taksit tahsil edilen
doğduğumuz toprağa döneceğimiz
önden bildirilip örgün işleme alınan
hızlandırılmış yaşam kursunda bir gece
ile bir gündüze yetiyor kredimiz ancak
Salınırken buluyoruz kendimizi
bir teker ile bir sandalye
bir köprü ile bir uçurum arasında
ne kopuyoruz, ne umuyoruz
uğruna ölünebilecek bir şeyle tanışıyor
her şeyimizi sunsak da
hayatımıza karışamıyor
hayat içine karışamıyoruz
Bir kımıldan beter halimiz
konuşamıyoruz



Yorum bırakın

samanaltı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin