E Pluribus Unum.
Özgür irade, modern öznenin belki de en kutsal varsayımıdır. Hukuk, etik, siyaset, gündelik yaşam insanın “başka türlü yapabilme” kapasitesine sahip olduğu fikri üzerine kuruludur. Vince Gilligan’ın Pluribus dizisi bu varsayımı doğrudan reddetmiyor fakat özgür iradeyi işlevsiz hâle getiriyor.
Pluribus’ta özgür irade tartışması, felsefenin klasik özgür irade–determinizm tartışmasının ötesine geçiyor. Çünkü dizinin dünyasında bu sorunun yöneltilebileceği tek tek, biricik özneler yok. Karakterler derinleştirilmiyor; geçmişleri, travmaları, kişisel zevkleri, hülasa kimlikleri geri planda bırakılıyor. Yalnızca “us”, yani kolektif bir akıl, kolektif bir özne var. Böylece libertaryen özgür irade tamamen çöküntüye uğruyor; çünkü “başka türlü yapabilecek” bir benlik yok.
Bu durum, özgür iradenin yalnızca sınırlanması değil, ontolojik olarak anlamsızlaşması anlamına gelir. Zira dizideki ‘’us’’, dayanışmacı bir “biz” ya da politik bir ortaklık değil. Aksine bu “us”, sorumluluğun bilinçli olarak eritildiği bir form. Bu noktada özgür irade, bireysel bir yeti olmaktan çıkarak kolektif bir prosedüre, işleyen bir mekanizmaya dönüşüyor.
Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığı kavramına atıf yapacak olursam, Pluribus’ta eylem artık “kimse” tarafından eylenir. Herkes katkıda bulunur ama kimse sahiplenmez. “Us” burada ahlaki bir özne değil, ahlakın dağıtıldığı bir alandır. Düşünmeme hâli bireysel değil, sistematiktir. Bir yerden tanıdık geliyor mu?
Post-demokrasiler de böyledir! Seçimler yapılır, süreçler işler, katılım teşvik edilir – ama kararların gerçek yönü çoktan belirlenmiştir. Pluribus’taki “us”, tam olarak bu boşalmış demokrasinin öznesi: Baskıya maruz değiller; lakin alternatifleri de yok. Gerçek demokrasi, çatışma ve karşıtlık gerektirir. Oysa dizide çatışma yok; sadece uzlaşma simülasyonu var.
Sonuç olarak Pluribus, özgür iradenin yokluğunu değil, anlamsızlaşmasını anlatıyor. ‘’Birey’’ hâlâ ‘’seçiyor’’, ama seçim artık etik bir eylem değil; yalnızca sistemle uyumlu bir refleks.
‘’İnsanlar özgürce hareket ettiklerini sanırlar, fakat hareket alanları çoktan çizilmiştir. Bu noktada özgür irade metafizik olarak değil, pratik olarak imkânsızdır. Başka türlü yapmak teorik olarak mümkün olsa bile, toplumsal gerçeklik bunu anlamsız kılar.’’
İktidar, görünmez olduğu ölçüde dokunulmazdır.
Çokluktan Birliğe: Retorik Bir Kalkan Olarak Özgür İrade


Yorum bırakın