Yabancı.
Yürüyor yabancı
Sınırlarını kestiremediği bir yolda
Uzanıp akıyor ayaklarının altında
Bastıkça ufalanan, ufaldıkça çoğalan, miktarca sonsuza, boyutça varsıza uzanan taşsı tanecikler gibi uzanıp akıyor…
*Çok uzun oldu değil mi? Ne öyle varsızmış taşsı tanecikmiş falan, otur gözlem yap sadece, işin bu senin.
Baştan başlıyorum.*
Yabancı.
Yürüyor yabancı
Sınırlarını kestiremediği bir yolda
Uzanıp akıyor ayaklarının altında
Bastıkça ufalanıp serilen çakıllar gibi uzanıp akıyor
Bedeni altında toprak, başı üzerinde yıldızlar
ona eşlik ediyor
Devam ediyor yabancı
Adımları, bilinmeyene yelken açan cesur gemiler
Kalbi, şaşmaz pusulası
Nerede, nereye, nereden, bilmiyor
Bir amacı olacak,
- daha öncesinde amaç kavramını tahayyül edecek -
herhangi bir zihinden
- asgari bilişselliğe sahip olma şartıyla -
bahsetmek mümkün mü peki?...
*Bilemiyorum. Tanımıyorum. Tanımıyoruz.
Ama bilmeyi deneyebilirim. Sanırım bu hepimizin faydasına olacaktır.
Baştan başlıyoruz.*
Yabancı.
Yürüyor yabancı
Sınırlarını kestiremediği bir yolda
Uzanıp akıyor ayaklarının altında
Bastıkça ufalanan çakıllar gibi, uzanıp akıyor
Bedeni altında toprak, başı üzerinde yıldızlar
ona eşlik ediyor
Devam ediyor yabancı
Adımları, bilinmeyene yelken açan cesur gemiler
Kalbi, şaşmaz pusulası
Nerede, nereye, nereden, bilmiyor
Bir amacı var mı, varsa nedir, bilmiyor
Ama bir yerde
ayaklarının altında ya da üstünde
yahut üzerinde, içinde, kapsamında, kesişiminde
episteme olsun veya olmasın
bir çeşit bilgi var, birileri tarafından bilinen
Öyleyse birileri var, bir şeyleri bilen, bilebilen
Bir şeyi bilmekle her şeyi bilebilen birileri
Yokluğun entropisinde dahi varlığa erişebilen
Öyleyse neredeler, burada değiller, neden?
Yabancıdır çünkü özlük içermeyen her beden
Özden taşmadıkça öteye gidemezler "ne"den
Öyleyse anlamsızdır düşünmek; bilmeyi, yarını
Kozmik bilinçdışı usulca çözüveriyor kuşkularını
Günler geçiyor, belki aylar, yıllar
Değil midir hepsi pratikte sonuçlar
Yoktur sana ve bana aynı işleyen bir parite
İddia edemez kimse, zaman üzerinde otorite
Zamansızca çıktığı bu yolda
amaçsızca yürüyor yabancı
Devam edecek, olgudan yetimce yürümeye
Cüret edemez bu hassas akışa müdahaleye
- buyurdu evrende içkin, evrene içten nakkaş
hiçbir ereksel güdü, ne beyaz ne de siyah
ne ayağına dolaşma misyonunda bir taş
ne de olmayan yolunu kaybetmiş bir seyyah
Rotası gebeyse pragmatik bir çabaya
o kişi layık değildir bu kayıp kıtaya
Ondandır,
kapıların yabancılarla aramızda konumlanması
Ondandır,
yaşamların ancak bittiklerinde anlaşılması
Yürüyor
Hayır iyimser kuşum,
sakın boş hülyalara kapılayım deme
Koşmayacak
Kahramanlara, kendini denk gördüğün
o kahramanlara yaraşacak,
eklemlerini balmumundan ördüğün
kanatlarını çıkarıp uçmayacak
Bu can sıkıcı ağırlıkla
- sıkıcılığından zamanın bile bunaldığı,
anlam ifade etme güdüsünü yitirdiği -
bu can sıkıcı ağırlıkla
- zaman bağımsız, özgür ruhlu bir değişken iken
onu ilmin sınırlarına köpek misali zincirleyen -
bu can sıkıcı ağırlıkla...
devam edecek yürümeye
Sormayacak gökyüzünün bulanık kahverengi,
toprağın berrak, duru mavi olmasının hikmetini
O çekirdeği- ki ondandır şeylerin şekli, rengi
hangi şaşkın kibir iddia edebilir görüp, bildiğini
Ah benim gökyüzünün kaymağında süzülmeyi, süzmeyi,
hele ki tepeden süzmeyi seven kuşum
Sen, ve senin o çivilenmiş paradigmaların
Tünediğin zirveden her "yer"li derbeder
basit ve bariz bir şema nezdinde zuhreder
Maddi gözlerinle
her mevcudiyetin içini sezdiğini düşünürsün
O kadar kolaydır ki senin için,
o kısıtlı algılarının kapalı olduğu
herhangi bir “şey”i,
herhangi bir “nesne” formunda alımlamak
Benliğini sarmış marazı tahrik etmek,
varlığının başlıca amacı olmuş senin
Asla alçalmaya yüreğinin olmadığı
dünyaların üzerinde olmayı
üstünlük sanarsın
Nerden bileceksin,
yüceliğinin ancak alçalabildiğin kadar olduğunu
Yürüyor yabancı
Bir yerlerde, bir kuşun, daha önce
milyonlarca kez tamamen aynı yöntemle,
aynı noktaya konmuş bir kuşun
milyonuncu kez tamamen aynı yüklemle,
aynı noktaya tünerken çarpıldığından;
kısa, şiddetli ve beklenmedik bir elemle milisaniyeler içerisinde öldüğünden;
Ömrünü, var olduğunu sezdiği her hududunun
yeryüzüyle her boyutta ayrışmaya ayrılması,
bu huduttan ötenin, tiksintiyle, yabancılaştırılması
ve içerisinin arınmış olmasına adayan o kuşun;
ufak bedeninin, o fesattan malûl dünyalığının
onu gökte tutacak kibir deviniminden noksan,
alçaklara zorunlu iniş yapacağı farkındalığının
aklına zuhur eden en son anı olmasından;
madde ile ruh arasındaki ezeli mücadelenin
aşikarlığına rağmen ezoterik komedisinin
milyonlarca, evet, milyonlarca örneğinin
özgün nitelikten yoksun, herhangi birinin
varlığından;
ilahın bizatihi sürekliliğinden, sürekli doğan
bu ilahi tragedyadan,
ve zamanı durdurup kahkaha atma fırsatından...
bihaber...
İstifini bozmadan yürüyor yabancı.
Biliyor çünkü, belki değil kalbinden veya aklından
Ama biliyor, kendisi ne müşteri, ne han, ne hancı
Biliyor
Biliyor ki,
sadece biz ona değil, o da yabancı kendine
Biliyor ki,
yabancılık, algısal sınırlardan muaf olandır
Biliyor ki,
eşyanın, bilinenin ebediyeti denktir kişininkine
Biliyor ki,
yabancının yabanı, oburluktan arta kalandır
Yabancı doğmadı, doğmayı istemezdi zaten
Onu yaratıp şekillendiren siz, yargılayan siz
Siz, ki hem zorba, hem kalpsiz, hem hadsiz
tutuşturup eline silahı, verdiniz hükmü peşinen
Size sesleniyorum, evet
Siz ki, anlama zahmetine girmeyen
Siz ki, kibir baloncuğunda yüzen
Siz ki, söz söyletmeden söyleyen,
Ah siz, evet, bizatihi siz...
Siz de yabancılaşacaksınız.
Mayıs 2022 – Kasım 2023


Yorum bırakın